14 Eylül 2011 Çarşamba

4. Bölüm: Umrumda değilsin!

BOF - One More Time


Caddenin kenarında yorgun adımlarla sallana sallana yürüyen Byeol daha fazla dayanamayıp oturmak istedi olduğu yere.

"Hayır!" dedi sonra içinden, "Ne oturması, gidip hemen banyo yapıp uyumalıyım, yoksa bu kaldırımda ölebilirim, hem burası oturmak için hiç de uygun bir yer değil.."

Gerçekten de Haneul Kafe'nin tam karşısındaydı o anda. Kafeye doğru sinirli bir bakış fırlattı ve başını çevirip tüm yorgunluğuna rağmen hızla yürümeye başladı. Fakat sonra kafasını tekrar kafeye doğru çevirdi ve tiksinir bir suratla kendi kendine söylenmeye başladı:

"Hayret bir şey ya, bir de kapıya "GARSON ARANIYOR" ilanı asmışlar, yüzsüzlüğün bu kadarı! Siz önce o zavallı küçük hırsızın parasını ödeyin, soyguncu herifler!!!"

O an yürümüyor adeta koşuyordu, hatta ayaklarının sızısını bile hissetmiyordu koşarken. Oysa tüm günü böyle yürümekle geçmiş, Jun Suh ile köprüde ayrıldıkları andan itibaren sokak sokak ev aramıştı. Ama tüm uğraşları boşa çıkmıştı, okuluna yakın evler ya çok pahalı, ya da öğrenciye kiralanamayacak kadar değerliydi.. Hele tek başına yaşayacağını öğrenen tüm ev sahipleri ve emlakçılar ona adeta bir uzaylı gibi bakmışlar, ev yerine bol bol nasihat vermekle yetinmişlerdi.. Askıntı olanlar, tuhaf tekliflerde bulunanlar da cabasıydı! Üstüne üstük Byeol'ün çok fazla parası da yoktu, Jun Suh ile yaptıkları sözleşmeye göre çocuğa her hafta 200.000 won verecekti ve hesabındaki para pansiyonda kaldığı her gün eriyip bitiyordu.. Kafasında böyle bir ton sorunla yürürken etrafındaki insanlara aldırmadan söylenip duruyordu:

"Küçük, bakımsız, medeniyete uzak ve yan odadaki bir başka kızla paylaşacağım bir evim olacak belli oldu.. Ooof of!"

Yine geçen akşamki o tuhaf his doldu içine, biriyle konuşma, derdini paylaşma ihtiyacıydı bu muhtemelen, ama bu şehirde öylesine yalnızdı ki.. Tek tanıdığı ev soyarken yakaladığı o muhteşem sesli küçük hırsızdı.

"Arasam mı ki?" dedi içinden. "Yok yok.." dedi sonra. "Öyle ikide bir aramak olmaz şimdi, nasılsa daha çook işim olacak onunla.."

Pansiyona yaklaşırken sadece banyonun boş olması için dua ediyordu..

***


Köprüde Byeol ile ayrıldıktan sonra ne yapacağını şaşırmıştı Jun Suh. İş aramalı mıydı? Hayır, o tuhaf kızla tuhaf bir sözleşme imzalamıştı.. Peki ne yapmalıydı? Telefonun başında çalmasını mı beklemeliydi bütün gün? Evdekilere de işten kovulduğunu söylememişti daha, bu saatte eve gitse bir sürü soru soracaktı babaannesi yok yere. Ama gidecek yeri de yoktu ki.. Çaresiz evin yolunu tuttu hiç istemese de. Birkaç gün bekleyecek, o kızdan ses çıkmazsa iş arayacaktı.. Kararlı adımlarla ve en huzurlu haliyle yürümeye devam etti, ta ki evin önüne gelene kadar..


"Jun Suuh!" diye bir çığlık geldi arkasından. Bu babaannesinin sesiydi, kadın sinir ve merak dolu gözlerle kendisine bakıyordu:


"İşten çıkmışsın! Jae Suk'un annesi söylemese hiç anlatacağın yok tabi!!"


"Aah Jae Suk" diye söylendi Jun Suh içinden. " "İşsizsin diye evde dedikodu yapmak zorunda mısın ha??"


"Söyleyecektim babaanne.." dedi sonra en yumuşak ses tonuyla. "Fırsat olmadı bir türlü.."


"O gece yüzün allak bullak eve geldiğinde anlamalıydım zaten" diye bağırdı kadın. "Sen tabi saf babaannem uyudu diyordun değil mi? Aaah ah yine ne yaptın da kovdular seni acaba?"


"Ben kendim çıktım işten bir kere!" diye bağırdı Jun Suh. "O yalancı adamların yanında bir dakika bile çalışamazdım!"


Derin derin iç çekti yaşlı kadın.


"Aaah benim aptal oğlum, sana mı kaldı dürüstlük! Daha iki ay olmuştu işe gireli bir de.."


Babaannesinin o üzgün sesi kalbini acıttı Jun Suh'nun:


"Yeni bir iş buldum ki babaanne!" deyiverdi. Kadın kafasını kaldırdı birden, şaşkın gözlerle cevap bekliyordu şimdi torunundan. Jun Suh kekelemeye başladı:


"Yani.. Bugün yeni bir işe.. kabul edildim.. Sözleşme bile imzaladık.."


"Ne işi peki?" diye sordu kadın. "Sözleşmeli falan, ciddi bir yer herhalde.."


"Yani.." diyebildi Jun Suh. "Bir tür.. alış veriş işi.."


"Ticaret yani?"


"Sayılır.." dedi Jun Suh. Kendisi de ne saçmaladığının farkında değildi aslında. Babaannesiyle kol kola evlerine girerken kadının sorularına saçma sapan cevaplar vermeye de devam ediyordu.


"Hırsızım ben babaanne.." diyordu gözleri oysa ki.. "Bu sefer ne çalacağımı da bilmiyorum ama hırsızım yine de.. Ama sen bunu bilme, bana inanmaya devam et olur mu?.."


***


Önündeki 3 kişiyi sabırla bekledikten sonra sabahtan beri hayal ettiği duşu aldı sonunda Byeol. Rahatsız yatağına oturdu sonra, uykusu yoktu ve ne yapacağını da bilmiyordu. Akli fikri çantasındaki o kara kaplı defterdeydi. Kafasını dağıtmak için bilgisayarını açıp indirdiği Secret Garden'ı izlemeye başladı. İzlediği bölüm de en komik bölümlerden biriydi, kafası dağıldı gerçekten ama üç bölüm izledikten sonra dizinin de kendisini kesmediğini anladı, saat de gece yarısına geliyordu zaten. Yorganı başına çekip uyumaya çalıştı bu defa.. Olmadı olmadı.. Bir hışımla kalktı sonra yatağından, çantasından o kara kaplı defteri çıkardı en sonunda.. Yavaşça açtı ilk sayfasını.. Tarih 19 Eylül 2007'yi gösteriyordu.. Yazılar okunaklıydı, en konsantre olmuş haliyle tek harf atlamadan okumaya başladı Byeol. Hatta okuduğu bazı sayfaları dönüp bir daha okuyordu, yarasını kanatmaya çalışan bir yaralı gibiydi adeta, acı çekmek istiyordu bu gece..


...


Feridun Düzağaç - Alev Alev


Kızarmış gözlerini kaldırdığında saatin 4'e geldiğini gördü.. Defter bitmişti, Aynı yerleri defalarca okuyan Byeol en sonunda kapattı defteri. Geçen gece o evin karşısındaki soğuk kaldırımda oturduğu günkü acıyı hissetmeye başlamıştı yine, sanki bir mengene göğsünün sol tarafını delice sıkıyordu. Ağlamak istedi ağlayamadı, kalbinin buzlarının çözülebilmesi için yine o küçük hırsızın sesine ihtiyacı vardı belki de.. Onun sesinden başka hiçbir şey içindeki zehri akıtamıyordu işte..


Kendini toparlamaya çalıştı sonra, acı bir kahve yaptı kendine ve iki tane ağrı kesici içti, en azından baş ağrısından kurtulmak için.. İki şey vardı o defterin içinde, Ha Neul denen o kızın hayatındaki iki önemli şey.. Biri Min Hyung adlı bir çocuktu, Ha Neul'ın çocukluk arkadaşı ve bu yıl itibariyle hocası. Kız ona inanılmaz derecede aşıktı, onsuz bir hayatı düşünemediğini yazmıştı defterinin boş olan her köşesine. Byeol bu yazılanları anlamakta adeta zorlanıyordu. Bir insan diğer bir insanı nasıl böylesine sevebilirdi? O da birkaç çocukla çıkmıştı bugüne kadar, kendisiyle ilgilenen, dibinden ayrılmayıp iltifatlar yağdıran bu birkaç çocuk hayatının bir döneminde onu mutlu etmişti evet.. Ama o asla böylesine bağlanmamıştı kimseye..


"Acaba bu çocuk yüzünden mi canına kıymak istemişti o gün?" diye sordu kendine. "Sanırım şu kalp hırsızlığı işi yalan olacak, bu kızın gözünü aşk kör etmiş resmen.. Ama olsun, biz de gözlerini açarız belki.."


Defterin içindeki ikinci şey ise babasıydı. Kızın her yazısında, her anısında babası vardı. Aralarındaki bu bağlılığa inanamıyordu Byeol. Yıllar önce çocuğunu istemeyen bu adam şimdi kızının üstüne titriyordu. Bunları düşündükçe yine sol tarafı yanmaya başladı, elindeki defteri kapının önüne fırlatıp yatağına uzandı yavaşça. Tüm gece okuduğu satırları sessizce mırıldana mırıldana uyudu sonra..


"Sevdiği ikinci kadınım bu hayatta.." cümlesi ağzından çıkan son cümle oldu uyumadan önce..


***


F.T Island - The One


Okul bahçesinin kapısından kendinden emin adımlarla giren Ha Neul insanların kendisini hayranlık dolu bakışlarla süzdüğünü görünce gülümseye başladı. Bu kadar ev hapsi yeterdi artık, okula gelmeli, hayatına devam etmeliydi. Birkaç gündür kendisinden haber alamayan tüm arkadaşları bir bir yanına gelmeye başladı sonra, kimi elbisesine kimi ayakkabısına iltifatlar yağdırıyordu. Her ne kadar kalbi kırık olsa da kimseye bunu belli etmek istemiyordu Ha Neul, evet ilk ders Min Hyung'un olabilirdi, ama o bunu hiç takmıyordu kafasına, yani takmamaya çalışıyordu, en azından çabalıyordu..


Kardeşinin aksine en negatif haliyle girdi okulun kapısından Byeol, söyleniyordu yine. Kilometrelerce uzakta yaşasa belki de "Hayat, beni neden yoruyorsun?" şarkısını canı gönülden hissederek söyleyecek haldeydi.


"Yatay geçişliler ölsün zaten!" dedi sinirle. "Hangi insan evladı 12 ders alır bir dönemde, ben bu dersleri eski okulumda almadım sanki.. Muafiyet diye bir şey yok mu kardeşim bu okulda!!!"


Hışımla elini çantasına sokup bir kağıt parçası çıkardı:


"Hımm.. İlk dersim de birinci sınıfların dersi 'İngiliz Kültür Tarihi' imiş.. Resmen bebelerle derse gireceğim! Bölümde almadığım ders kaldı mı merak etmeye başladım!"


Ders nerede onu bile bilmiyordu daha üstüne üstük. Aile sorunları yüzünden okula uğradığı yoktu ki.. Bölüm katına çıkıp dersin nerede olduğunu öğrenmek için panoya baktı. Bu sırada arkasındaki kızın adını söylediğini duydu birden:


"Lanet olsun yaa kim bu Lee Byeol, bizim dönemden bile değil!"


Byeol tam "Ne oluyor ya" diye bağıracakken panoda herkesin baktığı listeye yöneldi. Listenin başında "4. Sınıf Proje Konuları ve Danışmanları" yazıyordu. Byeol hemen buldu kendi ismini:


"Lee Byeol - Proje Konusu: Sanayi Devrimi'nin 19. Yüzyıl İngiliz Romanına Etkileri" Proje Danışmanı: Kang Min Hyung"


Byeol tüm gece yüzlerce kez okuduğu bu ismi görünce olduğu yerde çakılıverdi. Ha Neul'un sırıl sıklam aşık olduğu meşhur Min Hyung proje danışmanıydı, hem de her hocanın en az 5 öğrencisi varken o tekti!


Arkasındaki kahrolmuş kız grubuna dönüp:


"Lee Byeol benim!" dedi ve gülerek bahçeye çıkmak için aşağı kata indi, derse daha 15 dakika vardı.


"Bir projem eksikti" dedi kendi kendine. "Acaba parayla proje yazanlar var mıdır burada da? Geçen sene Yu Ri öyle yapmamış mıydı?"


Evet evet projesini birine yazdırmalıydı, zaten yapacak çok işi vardı bu sene, bir de projeyle uğraşamazdı..


Kantinden kahve alıp bahçedeki masalardan birine oturdu. Yanında oturan çocuk kıza sırtını dönmüş harıl harıl kitap okuyordu, önü de kalın kalın kitaplarla doluydu zaten. Kitaplardan birinin üstünde "Sömürgecilik ve Sonrasında İngiliz Edebiyatında Seçmeli Konular" yazdığını gördü Byeol, bu çocuk hem İngiliz Dili okuyordu hem de basbayağı inekti. En şirin yüz ifadesini takındı ve:


"Özür dilerim.." diyerek çocuğun sırtına dokundu. Derin bir uykudan uyanırcasına sıçrayarak döndü arkasını Min Hyung. Beyaz tişörtünün üzerine açık gökyüzü mavisi bir ceket giymişti, gözünde kalın siyah çerçeveli gözlükleri vardı. Kısaca muhteşem görünüyordu o gün yine. Byeol'ün bir an dili tutuldu, merakla kendisine bakan bir çift gözün karşısında ne diyeceğini bilemedi, bu o çocuktu, geçen gün okulun kapısında gördüğü o popüler çocuk..


"Efendim?" dedi Min Hyung nazikçe.


"Şeyy" diyebildi sadece Byeol, yutkundu sonra.. Min Hyung hala bakıyordu kıza:


"Neyy?" dedi gülümseyerek. Çok güzel gülüyordu ama, bu haksızlıktı..


"Ben bir şey soracaktım.."dedi Byeol gülümsemeye çalışarak. "Aptal aptal sırıtmıyorumdur umarım" diyordu bir yandan içinden.. "Tez ya da proje yazıyor musun? Yani ben de İngiliz Dili okuyorum ve proje yazdırabileceğim birine ihtiyacım var.. Sen de öyle bir tip var diye.."


Cümlesini tamamlamadan pişman oldu, kaldı öylece..


"Nasıl bir tip?" diye sordu Min Hyung, hala gülümsüyordu.


"Yani.. Böyle proje yazmaktan hoşlanan bir tip.." derken utancından kıvranıyordu Byeol. Çocuk rahattı neyse ki..


"Proje yazmaktan hoşlanırım, ama sadece kendi projemi.." dedi ve arkasını döndü tekrar. Kızın kalbiyse deli gibi çarpıyordu, yavaşça döndü o da önüne. Çocuk bu kadar yakışıklı olmasaydı her şey daha kolay olabilirdi oysa ki..


Saatine bakıp kalktı sonra Byeol, ama öğrenmesi gereken bir şey vardı. Karşısında oturan kıza yöneldi ve:


"A8 kaçıncı katta biliyor musunuz?" diye sordu. Tam kız cevap verecekken ayağa kalkıp toparlanmakta olan Min Hyung:


"Ben de A8'e gidiyorum, birlikte gidelim.." dedi. İkili yan yana sınıfa doğru yürümeye başladılar. Byeol elini çantasına atıp yine o buruşuk kağıdı çıkardı ve şaşkın gözlerle:


"Kang Min Hyung!!" diye bağırıverdi kağıda bakarken. Min Hyung korkudan elindeki kitapları düşürecekti nerdeyse. Byeol kendi kendine konuşmaya devam etti etrafındakileri umursamadan:


"Bu gireceğim dersin hocası da şu meşhur Min Hyung'muş.. Tesadüfün bu kadarı yaa.. Acaba nasıl biri çok merak ediyorum!"


Birden Min Hyung'a döndü:


"Nasıl biri bu Kang Min Hyung? Ben yatay geçişle geldim de hocaları tanımıyorum.."


"İyi.. İyi biri.. " dedi Min Hyung, gülümsemekten kendini alamıyordu. Byeol'ün aklı ise dün gece okuduğu satırlardaydı. "Acaba o da Ha Neul'dan hoşlanıyor mu?" sorusu aklını kurcalıyordu sürekli, çünkü Ha Neul günlüğünde yazanlara göre öyle olduğunu düşünüyordu..


"Peki.." dedi, "Kız öğrencilerle çok samimi midir? Yani hiç öğrenci sevgilisi var dedikodusu falan çıktı mı?"


Bunları söylerken utansa da merakını gizleyemiyordu bir türlü..


"Hayır tabiki!!!" diye bağırdı Min Hyung koridorun ortasında. Herkes dönmüş onlara bakıyordu.


"Heyy sakinnn.." diye mırıldandı Byeol, "Sordum sadece.. Tamam.."


Min Hyung kıpkırmızı olmuştu. "Acaba Ha Neul ile ilgili dedikodular mı çıktı?" fikri birden beynini kemirmeye başladı. Byeol ise bu çok yakışıklı çocuğun göründüğünden de tuhaf biri olduğunu düşünmeye başlamıştı yavaş yavaş..


İkili sınıfa girer girmez  Min Hyung kürsüye doğru yürümeye başladı, sınıftan yükselen "Günaydın Hocamm!" seslerini yanlış duyduğunu sandı önce Byeol. Hayır hayır yanlış duymuyordu, Kang Min Hyung bu çocuğun ta kendisiydi!


O an gerçekten ölmek istedi, ya da buharlaşıp o sınıftaki herhangi bir delikten dışarı çıkabilmek.. Neler demişti biraz önce çocuğa, ama böyle hoca olur muydu, böyle genç böyle..


"İlk alttan dersin hayırlı olsun genç.." dedi kendi kendine. "Ha projen var bir de, oo şahane şahane.."


Sessiz sınıfın kapısının açılmasıyla kendine geldi Byeol. İçeri giren Ha Neul'dı. Kürsüde Min Hyung, kapıda Ha Neul, tam karşılarında Byeol.. Birkaç saniye de olsa zaman durmuştu sanki..


"Özür dilerim" diyerek çocuğun yüzüne bakmadan boş sıralardan birine geçti genç kız. Min Hyung adeta elini kolunu koyacak yer bulamıyordu o anda, ne yapacağını bilememişti bir an.. Sınıfa dönüp hiçbir şey olmamış gibi gülümseyerek konuşmaya başladı:


"Araştırma ödevleri yapıldı değil mi?


Ha Neul'a bakmamaya özen gösteriyordu hala, ikiliyi gülen gözlerle izleyen Byeol ise birkaç dakika önceki rezilliğini unutmuş onların bu hallerinden kendine eğlence payı çıkarıyordu.. Ne de olsa küçük sırlarını sadece o biliyordu, hatta Min Hyung'un bilmediklerini bile..


...


Big Bang - Love Song


Ders bitti, Ha Neul arkadaşlarıyla konuşup gülüyordu kapıya doğru yönelirken, hatta kendisini zorluyordu gülmek için. Min Hyung yine ona dönmeden sınıfa seslendi:


"Lee Byeol aranızda mı?"


Byeol düşündü, ortaya çıkmalı mıydı? Maalesef çıkmalıydı, bu dersi alıyordu sonuçta.


"Benim.." dedi olabildiğince sessizce. Ardından Min Hyung eliyle yanına çağırdı kızı. Başı yerde kürsüye doğru yürümeye başladı Byeol. Kızı karşısında gören Min Hyung kaldı öylece, başını yerden kaldıran Byeol çocuğun gülmemek için kendini zor tuttuğunu fark etti.


"Proje danışmanın benim.." dedi Min Hyung kendinden emin bir ses tonuyla. Yarın elindeki materyallerle birlikte saat 2'de beni bul. Proje toplantısından da devam alıyorum ona göre.."


Hiçbir şey söylemeden çıktı sınıftan sonra.


"Taktı bana" diye söyleniyordu Byeol kitaplarını toplarken. "Hem de feci halde.."


Sınıftan çıkan Min Hyung ise kahkahalarla gülüyordu şimdi rahat rahat. Bu dönem eğlenceli geçecekti belli olmuştu..


***


Ayağındaki topuklularla ağır ağır girdi müzik kulübü odasına Ha Neul. Enstümanlarla dolu odada bir erkek iki kız üç kişi vardı ve Ha Neul'ı görür görmez hepsi birden ayağa kalktı:


"Nihayet gelebildin!" diye bağırdı erkek olanı. "Kaç gündür sensiz prova yapıyoruz! Yarışmaya çok az zaman kaldığını biliyorsun!"


"Hastaydım" dedi Ha Neul, "Nasıl gelebilirdim o halde?"


"İyisin şimdi değil mi?" diye sordu kızlardan biri.


"İyiyim" dedi Ha Neul gitarını akort etmeye başlarken. "Bu arada elinize bana ait siyah kaplı bir defter geçti mi? Çok önemli benim için.."


Herkes "hayır" anlamında sallayınca dudaklarını büktü.


"Provaya başlayalım o zaman" dedi. "Zaten çok vakit kaybettik.."


Prova hem kafasını dağıtacaktı hem de kızların gereksiz sorularından kurtulmuş olacaktı böylece. Ayrıca bu yarışmayı kesinlikle kazanmalıydılar, Min Hyung'a onu ne kadar umursamadığını, onsuz da bir şeyler başarabileceğini göstermeliydi.. Bu yarışma kazanılacaktı!


***


Köprüye geldiğinde nefes nefese kalmıştı Jun Suh. Ayn yerde bekliyordu yine Byeol ve yüzünde yine aynı tuhaf ifade vardı. Jun Suh'yu görür görmez kocaman gülümseyerek el salladı:


"Koşsana, sana anlatacaklarım var!"


Hemen koşmaya başladı Jun Suh, bu kız ne derse desin itaat etmeye hazırdı ve bunun sebebini bilmiyordu kendisi de. Ve yine bu kız gülümsediğinde nasıl da bambaşka birine dönüşüyordu böyle..


"Geldim!" dedi soluğunu toplamaya çalışarak.


"Çok heyecanlıyım" dedi Byeol. "Haneul Kafe'de işe girmeye karar verdim, senin kovulduğun pozisyona hem de.." Kıkır kıkır gülüyordu bir yandan da.. Jun Suh bozulsa da çaktırmamaya çalıştı:


"Deli misin? Tae Woo denen adam çalışanlarına para vermiyor sen işe gireceğim diyorsun! Benim yaşadıklarımı bilmiyorsun sanki! O adam yüzünden neler yaptığımı da.."


"Sorun para değil" dedi Byeol. "Ben o ailenin içine girmek istiyorum sadece ve gireceğim de görürsün.."


"Bilemiyorum" dedi Jun Suh burun kıvırarak. "Bu adam hem para vermiyor hem de çok zor eleman alıyor işe. Beni bayağı süründürmüşlerdi almadan önce.."


"Beni süründüremez!" dedi Byeol kendinden emin bir tavırla. "Ben onu süründüreceğim hatta.."


"Benim yerime de süründür" dedi Jun Suh sinirli bir gülümsemeyle. "Çünkü ben vazgeçtim, artık o adamın parasını da istemiyorum. Söyle bayan Ha Neul'a bir çift ayakkabı daha alsın benim paramla!"


"Müstakbel sevgilisi adayın hakkında böyle konuşma" diyerek gülmeye başladı Byeol.  "Neyse.." dedi sonra, "Bu konuyu konuşuruz uzun uzun, ben şimdi gidiyorum. Bir iş görüşmem var da.."


"Şimdi mi?"


"Evet, ama birkaç detayı halledelim önce.."


Çantasından çıkardığı tokayla dağınık saçlarını topladı, sonra da elindeki kalın çerçeveli gözlüğü taktı gözüne.


"Biraz önce beni böyle görsen tanır mıydın?" diye sordu.


Kızı incelemeye başlayan Jun Suh:


"Hayır" dedi, hemen tanıyamazdım, çok dikkat etmek lazım.."


"Tamam" dedi kız gülümseyerek.  "O zaman gidiyorum ben, çıkınca seni ararım, muhtemelen işe alındım demek için.."


Şaşkın gözlerle baktı kıza Jun Suh. Ne yapmaya çalışıyordu böyle, neden bu ailenin içine girmek istiyordu, Tae Woo ile Ha Neul ile ne derdi vardı ve ona bu kafede çalışmayı bile böylesine istetecek sebep neydi? Her şeye rağmen onun bu gözü kara halleri hoşuna gidiyordu, çok değişik bir kızdı bu Byeol..


"Bu arada.." dedi Byeol tam gitmek üzereyken. "İlk görevini açıklıyorum genç! Bir saat sonra falan arayacağım ben seni, sen telefonu yüzüme kapatıp tekrar beni arayacaksın tamam mı?"


"Ne.. Nasıl.." demeye çalışan Jun Suh konuşamadan sustu çünkü Byeol gitmişti bile..


"Tamam.." dedi sonra gülümseyerek. "Tamam patron.."


***


Olabildiğince sakin bir biçimde kafeye adım attı Byeol. Buraya ilk girdiği günkü o iyimser hayallerinden eser yoktu şimdi. Kendisini selamlayan genç garsona:


"İş ilanı için geldim" dedi.


"Bay Tae Woo odasında, onunla görüşeceksiniz, haber vereyim.."


Beş dakika sonra Tae Woo'nun karşısındaydı. Kız içeri girdiğinden beri telefonla konuşuyordu adam. Bu esnada odayı incelemedi fırsatı buldu Byeol, buraya geldiği ilk gün heyecandan hiçbir şeye dikkat edememişti. Masanın üzeri Tae Woo, Ha Neul ve büyük ihtimalle Ha Neul'ın annesinin resimleriyle doluydu.. Bir resimde Ha Neul pasta kesiyor, diğerinde başında mezuniyet kepiyle poz veriyor, bir diğerindeyse anne ve babasıyla deniz kenarında gülücükler saçıyordu. Başını çeviren Byeol duvarda bozuk bir elyazısıyla yazılmış olan şiirleri gördü. Hepsinin çok küçük bir çocuk tarafından yazıldığı öyle belliydi ki..


Jang Geun Suk - Without Words


Babacığım


Seni kimchiden


Balık kekinden


Dondurmadan bile çok seviyorum


Ama annemi de seviyorum


Bu kadar. 


<3


Ha Neul'dan bi tanecik babasına


17 Nisan 1997


Şiirlerin yanında resimler de asılıydı duvarda, kağıtların köşesinde gülümseyen üçgen güneş, güneşe rağmen bacası tüten üçgen çatılı bir ev ve evin önünde el ele tutuşmuş anne baba ve kızları..


Telefonu kapatan Tae Woo soğuk bir ifadeyle kıza döndü:


"Anlat bakalım kızım çok yorgunum bugün soru soracak halim dahi yok.."


Kız konuşmaya başlamadan önce elindeki ufak demeti adama uzattı:


"Önce şu papatyaları suya koyabilir miyim acaba? Solacaklar yoksa.."


"Tabi" dedi adam gülümseyerek. "Papatyalara bayılırım.." Kızın elindeki papatyaları alıp kendi elleriyle suya koydu sonra.


"Biliyorum" dedi Byeol içinden. Günlükteki o cümleleri hatırladı:


"Yarın babamın doğum günü. Hediyesini haftalar öncesinden hazırladım zaten. Yarın sabah erkenden kalkıp taptaze bir demet papatya almam lazım her sene olduğu gibi, ah be baba ne yapacağım senin bu papatya sevginle ben:)"


Adam gerçekten de sevgi dolu gözlerle bakıyordu bardağın içindeki o ufak papatya demetine. Dakika bir gol bir olmuştu kısacası, yorgun patron canlanmıştı..


Konuşmaya başladı sonra Byeol:


"İsmim Lee Byeol. Seoul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisiyim."


"Öğrensisin demek ki.." dedi Tae Woo gözlüğünü takarken. "Full time bir eleman arıyoruz biz maalesef.."


"Ama.." dedi Byeol en dokunaklı ses tonuyla. "Paraya çok ihtiyacım var, hafta sonları çalışırım, okuldan sonra çalışırım, yoğun günlerde okulu da kırarım, lütfen beni geri çevirmeyin.."


"Hımm" dedi adam gözlüklerinin arkasından kızı incelerken. Sonra kalkıp kahve yapmaya başladı kendine.


"Sen de ister misin?" diye sordu arkası dönük bir biçimde.


"Hayır teşekkür ederim" dedi Byeol çantasından telefonunu çıkarırken. Hızlı arama tuşundan Jun Suh'yu arayıp soktu telefonu koltuğun kenarına. Adam tekrar gelip oturmuştu bile kızın karşısına. Tam konuşacaktı ki kızın telefonu çalmaya başladı. Cep telefonu melodisini duyan adam gülümsemeye başladı yine.


Taegukgi Soundtrack


(Byeol'ün telefon melodisi)


Ha Neul'ın Günlüğü:


"Bugün öyle yorgun geldim ki eve, tek isteğim sıcak bir duş almak sonra da tatlı bir romantik komedi izleyip koltukta mayışmaktı. Ama babam ne yaptı etti yine bana Taegukgi izletmeyi başardı. Bu filmi kaçıncı kez izledim sayısını unuttum artık, zaten uyumuş kalmışım adamın kucağında, uyandığımda bir baktım babam filmi sanki ilk kez izliyormuşcasına ekrana kilitlenmiş yine:) Bir gün onun için sinema kapatıp özel Taegukgi seansı düzenleyeceğim, baba kız sadece ikimiz izleriz, ne hoş olur ama değil mi?"


F.t Island - Until You Return


"Bugün kursa gelemeyeceğim özür dilerim bir iş görüşmesindeyim" dedi Byeol telefon kulağında. "Tamam size de iyi günler.." Byeol telefonu kapatır kapatmaz:


"Taegukgi seversin sanırım?" diye sordu adam gülümseyerek.


"Evet" dedi Byeol. "Hastasıyım hatta bu filmin, defalarca izledim bugüne kadar.."


"Ben de ben de.." dedi adam heyecanla. "Müziği de çok güzel, bu akşam izleyeyim en iyisi, Ha Neul bu kez kesin isyan edecek.."


Byeol bu kez gülmüyordu.


"Ne kursuna gidiyorsun?" diye sordu sonra Tae Woo. "Hani telefonda bahsediyordun.."


"Geomungo kursu efendim, bugün katılamadığım için öğretmenim aradı.."


Geoumungo


"Aa!" diye bağırdı adam, ufak bir çığlık çıkıvermişti ağzından. "Ben de gençken Geomungo çalardım biliyor musun? Lise ve üniversite yıllarım bu enstrümanla geçti hatta.. Çok da severim sesini, belki çalarsın bir gün benim için.."


"Elbette.." dedi Byeol gülümseyerek. Aklından sıra sıra cümleler geçiyordu o anda:


"Bir türlü şu gitarı sevdiremedim babama. Ona kalsa hanbok giyip elimde geomungo, geleneksel müzik yarışmalarına katılmalıyım.. Kendisi gençken çalıyormuş, hatta lisede bir yarışmada birinci olmuş..  Şimdi aynı şeyleri benden de bekliyor ama sevdireceğim ona gitarı. Elektronik olmazsa klasik gitarı en azından. Sevmek bir yana ben gitar çalarken burun kıvırmasın yeter. Gerçi annemle ikisinin geomungo çalarken çektirdikleri resimleri görünce onu anlıyorum, annemi hatırlatan her şey kutsal onun için, aslında benim için de öyle.. Yine de sevsin gitarımı, yarışmada el çırpsın benim için, gurur duysun benimle istiyorum sadece.."


"Hatta ben de çalarım bir gün" dedi adam aynı heyecanlı ses tonuyla. Bu sesle kendine geldi Byeol, zoraki gülümsedi:


"Çok isterim dinlemeyi.." dedi kendini toparlayıp. "Ben de yıllardır elimden düşürmedim geomungo'yu. Geleneksel müzik okuyamasam da en büyük hobim onu çalmak olacak ömür boyu.."


Yalan söylemiyordu aslında. Annesi eskiden beri geomungo çalmasını çok istemişti, o da kadını kırmamış çok küçük yaşlarda eline almıştı bu aleti. Tüm bu geomungo aşkının Tae Woo denen adamın da geomungo çalması olduğu yeni yeni anlıyordu Byeol..


"Ah be anne.." diyordu Byeol içinden. "Nasıl bir kadınsın sen böyle, nasıl benim annem olabildin?"


"Ne diyordum ben?" diye sordu kendine Tae Woo. Sonra gülümseyerek elini uzattı kıza:


"Neyse, aslında part time çalışan almazdım ben ama sevdim seni, yarın gel başla, ders programını da getir bana, ona göre çalışma saatlerini ayarlayalım, derslerin de yoğundur seni çok zorlamayalım hem.."


Adam ne kadar da samimi görünüyordu o anda, Byeol onun iyi biri olduğunu sanacaktı neredeyse.. Kendini çok mutlu hissetti bir anda, işe girdiği için mi, aslında babası olan patronu gülümseyerek kendisine el uzattığı için mi bilmiyordu ama içinde tarif edilemez bir sevinç vardı..


"Çok teşekkürler" dedi minnettar bir ses tonuyla. "Çok çalışacağım söz veriyorum.."


Tae Woo ise git gide daha da neşeleniyordu:


"Bir gün seninle oturup Taegukgi izleriz ha ne dersin ahahaha!"


Byeol de kahkaha atmaya başladı aynı anda. Ne yapacağını bilmez haldeydi, ne kadar soğuk görünmeye çalışsa da baba sevgisine ihtiyacı olan küçük bir kızdı o da işte.. Ötesi yoktu ya bunun da..


"Yarın görüşürüz" dedi adam kızı yolcularken. Başarmıştı Byeol, hile yapmış olsa da hem işe hem Tae Woo'nun kalbine girebilmişti bir nebze. Dışarı çıkar çıkmaz Jun Suh'yu aradı:


"Girdim! Aldı beni işe! Yarın başlıyorum!"


Telefondaki çığlıkla adeta sıçradı Jun Suh.. Byeol'ün kahkahalarını duyabiliyordu telefonun diğer ucundan, yanında olmak istedi birden, o köprüde olsalardı, bağıra çağıra konuşsalardı şimdi.. Ne güzel olurdu..


"Çok sevindim diyemem" dedi sakin sakin. "Hakkını yiyecekler, paranı vermeyecekler ve çok çalışmanı isteyecekler, daha sayayım mı?"


"Hiç anlamıyorsun" dedi Byeol sakinleşmiş bir ses tonuyla. "İsterse maaş vermesin bana, derdim para değil ki.."


"Anlamam tabi" dedi Jun Suh. "Benim bütün dertlerimin kaynağı para çünkü. Sen de beni anlayamazsın.."


"Tamam küçük hırsız, birbirimizi anlamamıza gerek yok zaten.."


"Ben hırsız değilim.." dedi Jun Suh sessizce.


Dudağını ısırdı Byeol:


"Tamam tamam, kalp hırsızı diyelim o zaman, hem bu daha sevimli değil mi?


İkisi de gülümsedi telefonun iki ucunda.


"Kapatıyorum" dedi Byeol. "Yarınki proje toplantım için materyal toplamam lazım ve yakışıklı danışmanım bana feci halde taktı! Bu arada çevrende öğrenciye kiraya verilebilecek bir ev varsa bana haber ver olur mu? Görüşmek üzere.."


Telefonu kapatan Jun Suh'nun yüzünde tuhaf bir ifade kalmıştı:


"Demek yakışıklı.." diye mırıldandı.. Bu "tuhaf kız"ın aynı zamanda "güzel kız" olduğu gerçeğini bir kez daha fark etti. Adı gibi, yıldız gibi gözleri vardı.. Ama o yıldızlar kıvılcıma dönerse neler olacağını da biliyordu Jun Suh ve olacakları deli gibi merak etmekten kendini alamıyordu..


***


Seven - Tattoo


Gergin adımlarla bölüm odasına doğru yürümeye başladı Byeol. Ne diyeceğini, ne yüzle adamın karşısına geçeceğini bilmiyordu. Ona resmen sübyancı demek istemişti, hoş kendisi de küçücük bir şeydi ama hocaydı, danışmandı, her şeydi kısacası.. Mezuniyetinin önünde engeldi işte..


Kapının önüne yaklaştığında Min Hyung'un bir kızla konuştuğunu gördü. Bugün tişörtünün üzerine lacivert bir ceket giymişti, krem rengi  bileğinde biten kumaş bir pantolon vardı altında da. Kızla konuşması bittiğinde Byeol'e döndü ve:


"Merhaba" dedi gülümseyerek.


"Merhaba hocam.." diyebildi Byeol ezile büzüle.


"Beş dakika sonra geçeriz içeri" dedi Min Hyung saatine bakarken. Bir kahve alalım ama önce.."


İkili kahve otomatına doğru yürümeye  başladılar. Byeol'ün konuşmadığını fark eden Min Hyung:


"Üzgünüm" diyerek malum konuyu açtı. "Sana proje yazamam ama bana çekinmeden her konuda danışabilirsin, her konuda dediysem dedikodular ve küçük kızlar konusunda değil, projemizle ilgili her konuda.."


Byeol o an en az "Crush and Blush" filmindeki Mi Sook kadar kırmızıydı, konuşmaya çalışıyor ama konuşamıyordu.


"Özür dilerim" dedi kendini toplamaya çalışarak.


"Yalnız koca okulda danışmanından projeni yazmasını istemen çok ilginç, hatta çok komik bence.."


Başını yerden kaldıran Byeol çocuğun tatlı tatlı gülümseyen o yüzünü görünce dayanamayıp gülmeye başladı, Min Hyung da gülüyordu, hatta gülmekten elindeki kahveleri dökecekti az kalsın!


Yalnız koridorun karşısında ikiliyi izleyen biri vardı ki, onların kahkahaları onun yüreğine işliyordu adeta.. Ha Neul gözleri dolu dolu kalakalmıştı olduğu yerde.. Başını çeviren Min Hyung kızı fark edip dikkatli dikkatli bakmaya çalışırken koşarak uzaklaştı oradan Ha Neul.. Oysa o birkaç saniyede kızın gözyaşlarını görebilmişti Byeol, çünkü babasıyla o ikisi sarılırken o da aynı acı dolu yaşları akıtmıştı, hem de içine akıtmıştı, zehrini bile dökememişti.. Şimdi ağlama sırası ondaydı, Min Hyung'un şaşkın yüzüne bakıp gülümsedi:


"Gidelim mi artık, saat iki oldu.."


"Gidelim" dedi Min Hyung, ama aklı kızda kalmıştı. Ha Neul ise birkaç metre ötelerindeki duvarın arkasında göz yaşlarını siliyordu.


"Umrumda değilsin!" dedi kendi kendine. Kimle ne yapıyorsan yap!"


Sonra birden bölüm odasının kapanan kapısını ve içeri giren ikiliyi gördü arkasını dönünce. Yavaşça aşağı inmeye başladı, oysa kalbinin yarısı o odada kalmıştı, ne kadar inkar ederse etsin hem de..


F.T Island - One Word


-4. Bölüm Sonu-


Not: Güney Kore'deki üniversite eğitimi ve müfredatı hakkında detaylı bilgim olmadığı için hikayemi Türkiye'deki dersler ve işleyişi baz alarak yazdım. Her ne eksiğim ya da kusurum olmuşsa affola :)

3 Eylül 2011 Cumartesi

3. Bölüm: Ben Hırsız Değilim!

Teoman-Kupa Kızı Sinek Valesi


Tae Woo ile kızı kolkola eve girdiğinden beri o soğuk kaldırımda oturuyordu Byeol. Elleri başının arasında dalıp gitmişti uzun bir süre. Başını kaldırdığında ise saatin gece yarısına yaklaştığını gördü, yavaşça yerinden kalktı. Başı deli gibi ağrıyor, kulakları çınlıyordu. Tam birkaç adım atmışken birini gördüğünü sandı, yavaşça karşı evin dış kapısına doğru yöneldi. Evet biri vardı kapının önünde, arkadan yalnızca sırt çantasını görebiliyordu.

"Yok artık.." dedi Byeol. "Hırsız bu.."

Bir an olduğu yerde kalakaldı. Önce her zamanki gibi "Banane, bir güzel soyulsunlar da görsünler!" deyip geçip gitmeye kalktı ama yapamadı yine.." Önünde birinin evi, yani herhangi birinin evi soyulurken öylece geçip gidemedi.. Yanındaki ağacın altından kalınca bir odun parçası alıp evin girişine doğru yürüdü, her adımında bir kez daha pişman oluyordu oysa ki..

...

İşte böyle kesişmişti yolları.. Jun Suh öylece başı yerde duruyordu karşısında.. Byeol ise hayatında hiç bu kadar soru işaretiyle birden boğuşmamıştı şimdiye kadar..

"Sen" dedi.. "Nasıl yani.. Sen.. Hırsız?.."

"Sakin ol" dedi Jun Suh adeta acı çekerek. "Ben hırsız değilim.."

Sinir ve gerilim dolu bir kahkaha fırlayıverdi Byeol'ün ağzından:

"Hırsız değil misin? Ben de Koreli değilim, zenciyim aslında.."

Jun Suh'nun surat ifadesinden gerçekten acı çektiği anlaşılabiliyordu:

"Sessiz ol lütfen! Her şeyi anlatacağım, ne olur uzaklaşalım şuradan!"

"Seni köprüde gördüm bugün" dedi Byeol. "O kızın yanında.. Sarıldınız, sen bu evdekileri tanıyorsun.."

Jun Suh'nun gözleri kocaman oldu, neler geçiyordu bu kızın aklından böyle..

"Hayır hayır!" dedi. "Benim bayan Ha Neul ile hiçbir ilgim yok."

"Gördüm sizi" diyerek ısrar etti Byeol. "Bu eve girmen tesadüf mü yani.. Saçmalık.."

"Bak" dedi Jun Suh en kısık ses tonuyla. "Benim derdim bu evin sahibi olan patronumla tamam mı? O adam bana haksızlık etti.."

Byeol zınnk diye kaldı olduğu yerde. Dünya üzerinde onu durdurabilecek tek cümle buydu belki de.. "O adam bana haksızlık etti.." Bu ses kulaklarında çınladı durdu, Jun Suh kızın sessizliğinden yararlanıp birkaç adım atmaya kalkarken:

"Olduğun yerde kal!" diye bağırdı kız.

"Yavaş" diye inledi Jun Suh soğuk terler atarken. "Sessiz ol lütfen.."

"Neden yavaş konuşayım ki?" dedi Byeol çocuğa yaklaşarak. "Yakalanırsak sen hırsız olacaksın, bense hırsızı yakalayan kahraman.. işime gelir böylesi, hem şu çantanı ver bakalım önce, kimliğin içinde mi?"

Jun Suh bu sefer panikledi:

"Çantamı ne yapacaksın? İçinde aletlerim var sadece.."

Çantayı eline alan kız:

"Tedbir için" dedi. "Hem sakın bir oyun yapmaya kalkma, tekvando biliyorum ona göre..

Başını eğdi Jun Suh. Bu sefer gerçekten her şey bitmişti, oyuna da, yalana da gerek yoktu bundan sonra..

"Çıkalım buradan" dedi Byeol sessizce. "Önümden yürü.."

Jun Suh önde kız arkada karanlık sokakta yürümeye başladılar. Jun Suh bu kızın yüzünü bir yerden hatırlıyordu sanki, okuldan eski bir arkadaşı mıydı acaba, yoksa kafeye gelen müşterilerden biri mi? O bu sorularla boğuşurken Byeol de çocuğun çantasını açıp cüzdanını eline almış, kimliğini ve adresini inceliyordu.

"Ne tuhaf kız" dedi içinden Jun Suh habersizce önden yürürken. "İnsan hırsızdan korkar bir kere, nasıl da korkusuzca yürüyor arkamdan. Normal değil mi acaba?"

Çocuğun arkasından yavaş adımlarla yürümekte olan Byeol ise sessizce kendi kendine konuşuyordu:

"Demek sana da haksızlık etti ha.. Bir hırsızla da ortak bir noktamız varmış demek ki.."

Kız ne kadar sessiz konuşursa konuşsun Jun Suh gecenin karanlığında her şeyi duyabiliyordu. Derin bir nefes alıp yumruklarını sıktı, Byeol ise önündeki çocuğu umursamadan konuşmaya devam ediyordu:

"Demek sana haksızlık etti.. Anladım ben ya, fakir oğlan zengin kız muhabbeti değil mi? Sen kızı seviyordun, tabi kızın babası bunu öğrenip sizi ayırdı. Sen de adamdan intikam almak istedin.. Belki de en baştan beri kızın parasını seviyordun ha, işine geldi tüm bunlar.."

Kesik kesik gülmeye başladı adından, yine eğlenen bir insanın gülüşü değildi bu da, biraz kıskançlık biraz da şaşkınlık vardı kızın gülüşünde bu sefer. Jun Suh arkasına döndü birden. Kız korkmuştu, elindeki sopayı havaya kaldırdı:

"Heyy! Kim dön dedi sana? Aklından her ne geçiyorsa hemen unut tamam mı?"

Jun Suh çığlık atmamak için kendini zor tutuyordu:

"Hiçbir şey bilmeden aptal senaryolar üretip durma tamam mı, benim derdim bana yeter zaten!"

Jun Suh gerçekten acınası bir haldeydi, gözlerindeki umutsuzluğu gördü Byeol, cevap vermedi. Çocuğun yanına geçti ve yürümeye devam ettiler:

"Her şeyi anlat bana o zaman, masum olduğuna inandır beni" diyebildi sadece.

Onun masum olduğuna inanmak istiyordu çünkü Byeol, o adamın haksızlık ettiği birilerinin daha olduğuna inanmak onu rahatlatıyordu nedense. Çocuğun gece karanlığında maviye çalan siyah saçlarına baktı, daldı gitti bir an.. Jun Suh ise her şeyi anlatmaya hazırlanıyordu, kıza döndü, o da bir an kızın uzun saçlarına, kızarmış gözlerine takılıverdi. Bir derdi vardı onun da belliydi, yoksa hangi normal kız gece yarısı bir hırsızın hayat hikayesini dinlemek isterdi ki..

"Benn.." diye söze başladı. "İki aydır o evin sahibinin kafesinde çalışıyordum, ama maaşımı bir türlü alamadım ve bakmam gereken bir ailem var. Geçen gün.. hani senin kafeye geldiğin gün.. Tek kelime etmeden kovdular beni, paramı da..."

Byeol tam "ne saçmalıyor bu çocuk?" diye düşünmeye başlarken birden hatırladı, evet bu çocuğu kafede görmüştü o gün. Etrafına bakınmaktan çocuğun yüzüne hiç bakmamış olsa da dikkatli düşündüğünde bu yüzün neden bu kadar tanıdık geldiğini anladı sonunda.

"Beni hatırlıyor olman ilginç.." dedi çocuğun sözünü kesip. "Yüzlerce müşteri geliyordur oraya bir gün içinde.."

"Ama hepsi senin kadar güzel olmuyor.." demek istedi Jun Suh bir anda, ama tuttu kendini.. Hiç zamanı değildi ve karşısındaki kız oldukça asabi görünüyordu.

"Evet.." diye sessizce onayladı sadece.. Konuşmasına devam etti sonra:

"O patron olacak adam hakkımı vermedi bana.. Ben sadece hakkımı alıp çıkacaktım bu evden, tabii inanıp inanmamak sana kalmış.."

Jun Suh bir tepki alamayınca durup kızın yüzüne baktı, Byeol de dalıp gitmişti o da.. "Acaba doğru mu söylüyordu bu çocuk?" Kafası karmakarışık olmuştu yine.. Kendine geldiğinde dik dik kendisine bakan bir çift göz gördü karşısında..

"Sana hemen inanmamı beklemiyorsun herhalde, seni evin kapısını zorla açmaya çalışırken yakaladım değil mi? Hem o kız.. Ha Neul mı ne, sana bakışlarını gördüm, sanki.. Onu üzen senmişsin gibiydi.."

Jun Suh gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı:

"Sen.. Bizi mi izledin bugün?"

"İstersen soruları ben sorayım" dedi Byeol kendinden emin bir tavırla. Kızlar böyle şeyleri anlar işte, o kızı seviyordun değil mi? Babası aranıza girdi muhtemelen.. Bak ben öyle üç kuruşluk yalanlara kanacak bir kız değilim, en azından dürüst ol azıcık.."

Jun Suh ilk defa kendisini anlatamıyordu karşısındakine. Çıldırmak üzereydi, olduğu yerde kalakaldı ve söyleyeceklerini toparlamaya çalıştı sadece..

"Bak.. Son kez anlatıyorum.. İnan ya da inanma umrumda değil.. İstersen beni hemen polise götür ama şu saçmalıklardan vazgeç olur mu?"

Byeol'ün yüzünde şaşkın bir gülümseme vardı şimdi, elini Jun Suh'nun ağzına götürdü:

"Heey sert çocuk, sakin ol.. Tamam sustum.. Sen devam et.."

Jun Suh sert bir hareketle kızın elindeki sırt çantasını çekip aldı ve içinden küçük bir defter çıkarıp kıza uzattı:

"Bak, bu defter bayan Ha Neul'ın, bugün köprüde düşürmüş.. Madem onu tanıyorsun gördüğünde bu defteri ona verirsin, çünkü ben o kızı bir daha göreceğimi sanmıyorum.. İnandın mı şimdi ha? İnandın mı iki yabancı olduğumuza.."

Byeol sert bir hareketle eline verilen defterle kalakaldı olduğu yerde. Jun Suh hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı bile, kız koşturarak yetişti ona:

"Heyy yavaş ol, tamam dedim ya, bu ne gurur böyle, hırsız sensin unutma!"

Sert bir hareketle arkasını döndü Jun Suh:

"Ben hırsız değilim dedim sana!"

Artık Byeol de bağırıyordu:

"Nesin peki? Sırf patronundan hakkını alabilmek için mi o kadar aleti taşıyordun çantanda.. Sen resmen profesyonel bir hırsızsın işte, bu işi ilk kez yaptığını söyleme sakın, işte buna inanmam.."

Jun Suh boş sokaktaki sokak lambalarının birinin altında durup direğe yaşlandı. Aklı bu kadar doluyken bir de bu kıza dert anlatmak çok zor geliyordu ona. Çöktü ve sessizce konuşmaya başladı yere bakarak:

Ft Island-Even It is Necessary


"Annem de babam da yok benim, kardeşim ve babaannemle yaşıyorum ve onlara bakmak zorundayım. Bunun ne kadar zor olduğunu bilemezsin, hayal bile edemezsin.. Bugüne kadar hakkımı yiyen o kadar çok sahtekarla karşılaştım ki, kendimi koruyamazsam yok olacaktım anladın mı? Hayat bana başka bir şans bırakmadı.. Elinde kanlı bir  bıçak gördüğün herkese katil diyemezsin değil mi, ben de hırsız değilim işte.. Bu gece bana ne yaparsan yap umrumda değil artık, nasılsa her şey bitti benim için.."

Çocuğun yanında ayakta duran Byeol ciddileşmeye başlamıştı:

"Nasıl her şey bitti?

"Boşver" dedi Jun Suh. "Artık anlatmak da faydasız.."

"Ne olur anlat.." dedi Byeol yalvarır bir ses tonuyla. "Masum olduğuna inanmak istiyorum.."

Derin bir iç çekti Jun Suh:

"Kardeşimin okul taksitinin son günü yarın ve iki aydır tek kuruş kira ödemedim. Tamam mı, yeterince masum olduğuma inandırır mı seni bunlar?"

Jun Suh'nun başı hala yerdeydi, yanına çömelmek istedi Byeol bir an, kendini bu çocuğa yakın hissetti sebepsiz yere.. Birden elindeki defteri fark etti sonra, telaştan bir türlü bakamamıştı içine, neydi ki bu şimdi? Defteri ikiye ayırıp ortasından bir sayfayı okumaya başladı sokak lambasının loş sarı ışığında:

"Annem babamın ilk aşkıymış, bugün anlattı bana tanıştıkları günü. Üniversite'ye başlar başlamaz ilk görüşte aşık olmuş anneme ve "Bu kadınla evlenmeliyim" demiş hemen. Nasıl da tatlılar.. Min Hyung da benim ilk aşkım mı dersin? O ağzı burnu krema içinde bana gülümsediği gün aşık oldum ona biliyorum, sonrakiler hep o olmadığı içindi, bana onu hatırlattıkları için varlardı bunu da biliyorum.. Evet evet, o benim ilk aşkım diyebilirim gururla.. Biz de annem babam gibi birbirini ölesiye seven bir çift olabiliriz belki kim bilir.."

Byeol'ün kalbi deli gibi atmaya başladı bir anda, terliyordu, derin derin nefes almaya başladı.. Hemen kapattı o sayfayı, ama diğer sayfadaki başka bir cümle takıldı gözüne:

"Babam olmasa ölürüm, adım kadar eminim buna.. Annemin ölümünden sonra bana bu acıyı unutturan tek şey onun varlığı çünkü.. Bir de onu düşünüyorum, annemi bu kadar severken kaybetmek.. Yok yok düşünmek bile istemiyorum.. Bana bu yüzden bu kadar bağlı biliyorum, ben annemin hatırasıyım onun için, sevdiği ikinci kadınım bu hayatta.."

Daha fazla okuyamadı Byeol, hışımla kapattı defteri ve çocuğun yanına çömeldi ani bir hareketle. Jun Suh şaşkın şaşkın bakıyordu kıza, onun normal biri olmadığına her an daha çok inanıyordu:

"Bu arada" dedi çekinerek. "Ben sinirle sana verdim o defteri ama sanırım kendim iade etsem daha iyi olacak.."

Zorla gülümsemeye çalıştı Byeol:

"Yok yok" dedi. "Ben veririm sen merak etme.."

Tekrar sustu ikili, o sokak lambasının önünde yere çökmüş gecenin karanlığını dinliyorlardı. Sonra Byeol'ün sesi sessizliği böldü uzun bir aranın ardından:

"Demek sen de şu hikayedeki zenginden alıp fakire veren Robin Hood gibisin ha.."

Jun Suh şaşkın gözlerle döndü kıza:

"Evet, tam da onun gibiyim. Hatta lakabım Robin'dir.."

"Yoksa bir çeteye falan mı dahilsin?" diye sordu Byeol. "Hani tuhaf takma isimleri olur öyle hırsızların.."

"Öyle de denebilir" dedi Jun Suh gülümseyerek. Yavaşça ayağa kalktı sonra:

"Hadi artık, polise mi gidiyoruz? Yoksa bay Tae Woo'ya mı götüreceksin beni? Karar ver çünkü bu gece bitsin istiyorum artık.."

Kızdan tepki gelmeyince eğilip Byeol'ün yüzüne baktı Jun Suh. Kız hala derin derin düşünüyordu. Birden ayağa kalktı ve gülerek:

"İkisi de değil" dedi. "Seni hiçbir yere götürmeyeceğim. Hatta ihtiyacın olan parayı da vereceğim sana. Ama senden yapmanı istediğim bir şey var, kabul edersen bu gece bahsettiğin tüm sorunların ortadan kalkacak.."

Jun Suh muhtemelen kızı algılayamıyordu o anda, boş boş baktı birkaç saniye..

"Nasıl yani?" dedi sonra. "Benden bir şey isteyeceksin ve karşılığında bana para vereceksin öyle mi? Hem de polise gitmek yok.."

"Aynen öyle" dedi Byeol. "Kabul edersen hemen şimdi paranı vereceğim sana, çok fazla bir şey umma tabi, ama işini görür bence.."

"Bana güveniyorsun yani.." dedi Jun Suh. " "Ya paranı alıp kaçarsam.."

"Kaçamazsın" dedi Byeol gülerek. "Adını, adresini biliyorum artık.. Tae Woo denen o adama da gidip her şeyi anlatabilirim biliyorsun.."

"Ne istiyorsun peki? diye sordu Jun Suh yüzünü buruşturarak.

Byeol duraksadı bir an, söyleyeceği şeyin karşısındakinde nasıl bir tepki uyandıracağını düşündü.. Sonra birden başını kaldırdı ve:

"Bildiğin bir şeyi yapmanı isteyeceğim korkma, hırsızlık yapacaksın, ama bu kez bir kızın kalbini çalmanı istiyorum.. Kalp hırsızı olacaksın.."

Jun Suh boş gözlerle bakıyordu kıza, "Gece gece çattım deliye.." diyordu içinden.

"Anlamadım" dedi sessizce.. "Kalp hırsızı mı olacağım?"

"Evet" dedi Byeol" gülümseyerek. "Patronunun kızını kendine aşık edeceksin.."

"Nee!" diye bağırdı Jun Suh. Boş sokakta çınlıyordu sesi adeta. "Bayan Ha Neul bana aşık olacak öyle mi? Ne saçmalık bu böyle?"

"Ne kadar saçma olduğu kısmı seni ilgilendirmez" dedi Byeol soğukkanlılıkla. "Onu kendine aşık edeceksin ve sonra en kötü şekilde terk edeceksin anladın mı? Sana en aşık olduğu anda, en çaresiz olduğu zamanda bırakacaksın onu.. Hatta yatakta belki de.."

Jun Suh kulaklarına inanamıyordu, ne diyordu bu kız böyle?

"Bayan Ha Neul benim gibi fakir, sıradan bir çocuğa neden aşık olsun?" dedi yine bağırarak. Byeol ise çocuğun aksine oldukça sakindi o anda:

"Orasını sen bileceksin artık.. Öyle dehşet dolu gözlerle bakma bana, hırsızlık gibi adi bir işin yanında bu teklifim çok masum, kabul et bunu.. Hem para alacaksın, hem bu gece sıcak yatağında uyuyacaksın.."

Jun Suh ilk defa kızı ciddiye alarak düşünmeye başladı. Muhteşem bayan Ha Neul kendisinden hoşlanacaktı öyle mi? Şöyle bir hayal etmeye çalıştı: Ha Neul üzerinde gecelikle Jun Suh'yu yatağa çağırıyor Jun Suh ise kızı iterek kötü adam kahkahasıyla orayı terkediyordu. Mümkün olabilir miydi böyle bir şey..

"Hem.. Sana yardım edeceğim korkma" dedi Byeol çocuktan ses gelmeyince. "Onun sana aşık olmasını sağlayacağım.. Sen kabul et yeter ki.."

"Neden peki?" diye sordu Jun Suh. "Bayan Ha Neul ne yaptı ki onu üzmek istiyorsun böyle?"

Sustu Byeol. "Onu üzmek istemiyorum aslında.." diyecek oldu, diyemedi..

"Bu gece düşün.." dedi cevap vermek yerine. Sonra çocuğun cebinden telefonunu alıp numarasını kaydedip kendi telefonun çaldırdı ve:

"Sabah telefonunu bekliyor olacağım" dedi. "Tabi telefon etmezsen de olacaklardan ben sorumlu değilim.."

Düşündü Jun Suh. Kabul etmezse karakolda sabahlayacaktı, başı fena halde derde girecekti ve parasız kalacaktı.. Kabul ederse parası olacaktı ama saçma bir oyunun içine girecekti..

"Hemen bu gece para verecek misin bana?" diye sordu.

"Elbette" dedi Byeol. İçinden de "Tamamdır bu iş" diyordu. "Çocuk tava geldi sonunda.."

Konuşmadılar daha sonra, sadece yan yana yürüyorlardı. Ana caddeye çıktıklarında burada hayatın hala akmakta olduğunu gördüler. Kimisi dondurma yiyor, kimi sokak satıcısının önünde bir şeyler atıştırıyordu. Byeol insanları izlerken Jun Suh hala derin derin düşünüyordu:

"Demek kalp hırsızı olacağım ha.. Aman ya ben paramı alayım da, bu deli saçması da biter herhalde.. Kız kendisi kaşındı, sonra paramı aldın demez umarım.."

Bir yandan da çekiniyordu hala, kızın o soğukkanlı tavırlarından da korkmuştu, dediğini yapan cinsten biri olduğu belliydi.

"Kesin erkek meselesi" dedi içinden. "Ama bayan Ha Neul'ın benden hoşlandığını iddia etmişti, demek ki kızı tanımıyor, çok ilginç.."

"Ben gidiyorum.." dedi Byeol. "Telefonunu bekliyor olacağım.."

"Ben de gideceğim ama.." diye mırıldandı Jun Suh sessizce. Şöyle bir etrafına bakındıktan sonra hızla önden yürümeye başladı. İçinden "Ne yapıyor bu çocuk böyle?" diye söylenen Byeol de çocuğu takip etmeye başladı. İkili sokak çalgıcılarından birinin önünde durdu. Jun Suh gitarcının yanına gitti ve kulağına bir şeyler fısıldadı. Ardından çocuğun elindeki gitarı alıp çalmaya başladı. Kısa bir introdan sonra şarkı söylemeye başlayan Jun Suh'nun o büyülü sesi tüm caddeyi doldurdu birden..

Ft Island-Lovesick


Byeol olduğu yerde kalakalmış, şarkı söyleyen Jun Suh'ya kilitlenmişti adeta. Böyle güzel bir ses olabilir miydi ki? Birkaç dakika önce karşısında yaprak gibi titreyen çocuk bu çocuk muydu? Ve onun sesi nasıl kalbini böylesine acıtabiliyordu? Olduğu yerde rüyalara daldı adeta, 5 yaşına girdiği doğum günü partisi, kardeşi In Soo'nun doğduğu gün, babasının ölürken söylediği sözler bir anda gözlerinin önüne geldi. Günlerdir akmayan gözyaşları akmaya başladı sonra.. Elini kalbine götürdü, kalbinde biriken zehir bu büyülü sesle çıkmıştı olduğu yerden belki de..

Şarkının bitmesiyle kendine geldi birden. Etraf onlarca insanla dolmuştu, herkes bir yandan Jun Suh'nun önündeki şapkaya para atıp duruyor bir yandan da "Bir daha! Bir daha!" diye bağırıyordu. Gülümseyerek elindeki gitarı sahibine verdi Jun Suh ve kızın yanına geldi:

"Yol paramı da kazandığıma göre artık gidebiliriz" dedi en cool haliyle. Byeol'ün gözündeki tüm imajı silinmişti sanki, bambaşka bir Jun Suh vardı karşısında o anda.

"Sesin büyüleyici.." diyebildi kız sadece. "Hırsızlık yapmak yerine sokaklarda gitar çalıp şarkı söylemek bile geçindirir seni emin ol.."

"Gitarımı iki ay önce sattım.."dedi Jun Suh gülümseyerek. Yürümeye devam ettiler sonra, Byeol "Bir şarkı daha söyler misin?" dememek için kendini zor tutuyordu, ama onun yanında ağlamak da istemiyordu.. Çünkü onu ağlatabilecek tek sesin bu çocuğun sesi olduğunu anlamıştı birkaç dakika önce.."

"Görüşmek üzere" dedi Byeol durdurduğu taksiye binerken. Jun Suh birden kızın kolunu tuttu ve:

"Kabul!" dedi kendinden emin bir ses tonuyla. "Teklifini kabul ediyorum.."

Byeol öyle bir gülümsedi ki o anda, sanki biraz önce soğukkanlı bir katil edasıyla konuşan kız o değilmiş gibi hissetti Jun Suh.. Gülünce ne kadar da güzel oluyordu öyle..

"Peki" dedi Byeol. "Harika bir karar verdin.. Bu gece sana bir miktar para veririm, sonra para meselesini detaylıca konuşuruz, hem bir sözleşme de imzalamak gerekiyor.."

"Ne sözleşmesi?" diye sordu Jun Suh şaşkın şaşkın bakarken.

"Senin gibi birine o kadar parayı elimi kolumu sallaya sallaya verecek değilim herhalde. Sözleşme imzalayacağız, hem bu aşk oyunu dışında da senden isteyeceğim şeyler olacak, onları da yapacaksın.. "

"Ne gibi?" diye sordu Jun Suh. Bu iş sandığı kadar kolay olmayacak gibi görünüyordu..

"Korkma ufak şeyler" dedi Byeol. "Kabul mü?"

"Kabul" dedi Jun Suh dudaklarını ısırarak. Nasıl bir işin içine girdiğinin henüz farkında değildi kendisi de..

İkili en yakın banka ATM'sine gittiler ve Byeol söylediği gibi bir miktar para çekip Jun Suh'ya verdi.

"Yarın seni ararım" dedi sonra. "Hem sözleşmemizi imzalarız, hem de detayları konuşuruz.."

"Tamam" dedi Jun Suh.

Kız tekrar durdurduğu bir taksiye binmek üzereyken yine kolunu Jun Suh'nun tuttuğunu fark etti yine:

"Ne oldu?" diyerek döndü, sesi oldukça yorgun geliyordu kulağa bu sefer.

"Adın ne diye soracaktım.."dedi Jun Suh ürkek bir kedi gibi. Bu kızdan çekiniyordu hala, gecenin etkisini üzerinden atamayacaktı bir süre belliydi bu..

"Byeol" dedi kız gülümseyerek. "Ya senin?"

"Jun Suh.."

Ardından tek kelime etmeden taksiye bindi kız, Jun Suh hala ne yaptığının farkında değildi, elindeki 200.000 won'a baktı sadece ve yüzündeki kocaman gülümsemeyle yürümeye devam etti.

"Belki aramaz bile ha" dedi sonra içinden.. Çok iyimser hayalleri vardı o anda, ama düşündüklerinin gerçek olamayacağını da adı gibi biliyordu..

Takside uyuklayan Byeol'ün ise Jun Suh'nun sesi yankılanıyordu kulaklarında.. Bu sesin kulaklarından silinmemesini istiyordu, bu sesle hayallere dalarak uyumak istiyordu annesinin kollarında.. Sonra çantasındaki defteri hissetti birden ve o defterin varlığı kalbini yine en derin yerinden acıtmayı başardı o anda da..

***


Incubus-Love Hurts


Başını kaldırıp saate bakan Ha Neul oflayarak tekrar yorganın altına girdi. Bugün ne yataktan çıkmak ne de okula gitmek istiyordu. Gidip de ne yapacaktı ki zaten, Min Hyung'u görmek ona hiç iyi gelmeyecekti, gitmemek en iyisiydi bu yüzden. Dün akşam babasının yanında sahte gülücükler saçmak zorunda kalmıştı boş yere, bugün kimseye rol yapmak istemiyordu. Yalnızlık en iyi ilaçtı onun için belki de.. Ya da..

Hemen gözleriyle çantasını aramaya başladı, kapının arkasına atmıştı her zamanki gibi. Yataktan fırlayıp heyecanla çantayı karıştırmaya başladı, içindeki her şeyi döktü yere. Yoktu, defteri çantasında değildi..

"Lanet olsun!" diye bağırdı. "Nerede düşürdüm acaba? Off neler neler yazıyor içinde, umarım okuldan tanıdık birinin eline geçmemiştir, hele Min Hyung'un!"

Titredi birden, olamazdı.. En son tam ona defteri uzatacakken vazgeçip bırakmıştı.. Ee sonra ne olmuştu? Acaba köprüdeki o çocukta olabilir miydi? Ne adını biliyordu o çocuğun da ne telefonunu..

Derin bir of çekip kendini yatağa attı Ha Neul:

"Bir bu eksikti.. Derdim yok sanki.."

Tam başını yastığa gömmüşken telefonu çalmaya başladı, isteksizce açtı telefonu:

"Alo.. İyi değilim Yoo Jin okula gelmeyeceğim bugün.. Provamızın olduğunu biliyorum.. Bugün de bensiz prova yapıverin.. Hastayım işte.. Hadi görüşürüz.. Şeyy.. Yok konuşamadım.. Hem.. Gerek yok, bir daha bu konuyu açma olur mu? Görüşürüz.."

Yüzü allak bullaktı telefonu kapatırken. "Umarım şu kızlar çenelerini tutabilirler" dedi içinden. Herkese rezil olacaktı yoksa.. Birden kapı çaldı, babası sabah gitmişti, kimdi ki bu?

Pencereden aşağı bakan Ha Neul kapıda Min Hyung'u görünce gözlerine inanamadı. O'ydu, kapılarındaydı.. Açmayacaktı, açamazdı, hele bu halde..

"Evde olduğunu biliyorum!" diye bağırdı Min Hyung. Sen kapıyı açana kadar gitmeyeceğim buradan!"

Panikle fırladı yataktan Ha Neul, korkarak aynaya baktı, gerçekten korkunç görünüyordu. Onun yüzünden bu halde olduğunu düşünecekti ki haklıydı da.. Hızla saçını başını düzeltmeye çalıştı, sonra koşarak aşağı inip kapıyı açtı. Ha Neul çocuğun yüzüne bakamıyor, Min Hyung ise cevap bekler bir bakışla kızı süzüyordu. Kısa bir sessizliğin ardından ilk konuşan Ha Neul oldu:

"Uyuyordum, neden bağırıyorsun öyle kapımızın önünde?"

"Özür dilerim.." dedi Min Hyung başını yere eğip. Off onun bu utangaç halleri yok muydu, kendini toparlamaya çalıştı Ha Neul, ondan etkilendiğini belli etmemeliydi:

"Bir şey mi oldu? Neden geldin?"

"Benn.. Seni merak ettim" dedi Min Hyung. "Kafeye gittim, hasta olduğunu, evde dinlendiğini söyledi baban. Ben de.."

"Evet" dedi Ha Neul. "Üşütmüşüm sanırım, biraz boğazım ağrıyor, okula gelemeyeceğim bugün.."

Min Hyung şaşkın gözlerle bakıyordu Ha Neul'a. Gerçekten bu kadar kolay atlatabilmiş miydi? Yoksa rol mü yapıyordu?

"Yani.. Dün olanlar.."

"Ben unuttum bile.." dedi Ha Neul çocuğun sözünü kesip. "Sen de endişelenme boşuna, çocukluk ettim, uzatmaya gerek yok.."

"Ama.." diye kekeledi Min Hyung."Kötü görünüyorsun, konuşalım istersen.."

Ne diyeceğini bilemedi Ha Neul önce, hislerini belli etmemeliydi, onun kendisine acıması en son isteyeceği şey olurdu herhalde..

"Hastayım dedim ya.." diyebildi zoraki gülümseyerek. "Dünle ilgisi yok, lütfen kapatalım bu konuyu, hatırlamak bile istemiyorum çünkü.."

"Pekala.." dedi Min Hyung gülümseyerek. "Vizelere az zaman kaldı, okulu aksatma bu aralar, araştırma ödevini de mail grubuna gönderdim, sınava kadar bir göz atarsın.. "

Onun da yüzüne sahte bir gülümseme oturuverdi bunları söylerken, belli ki ortamı yumuşatmak için kendisini zorluyordu.

"Yok artık!" dedi Ha Neul içinden. Çocuk gerçekten de konuyu değiştirivermişti hemen.

"Tamam" dedi o da sakinliğini bozmadan. "Dediğim gibi olanları unut lütfen, saçmalıktı işte, ben.. okula geleceğim iyi olursam..

"Sevindim" dedi çocuk gülümseyerek. Ha Neul onun o gülen yüzünü görmek istemiyordu oysa ki..

"Ben gideyim.." dedi sonra. Dinlen sen de, görüşmek üzere.. Konuşmak istemediğine eminsin değil mi?

"Tabiki" dedi Ha Neul zoraki gülümseyip. "Görüşmek üzere.."

Kapıyı kapatan kız arkasını dönüp kapıya yaslandı ve gözlerini kapatıp elini kalbine götürdü :

"Aptal!" diye bağırdı. "Beni birazcık sevsen gözlerimdeki umutsuzluğu görürdün, ne kadar acı çektiğimi anlardın.. Hiç sevmiyorsun beni.. Oysa ben.. Ödevmiş.. Offf!"

Kanepeye oturdu sonra, sakinleşmeye çalışıyordu:

"Pekala" dedi. "Ben de hayatıma devam edeceğim elbette.. Hem.. Çivi çiviyi söker değil mi? Göreceksin beni böyle üzmeyi.. Aptal! Aptal!"

Her sözünde onu ne kadar sevdiğini bir kez daha anlıyordu oysa ki.. Sadece kendini kandırıyordu, yoksa bu acıyla başa çıkamayacağını biliyordu..

***


Kang Min Hyuk-Star


"Buradan nefret ediyorum ve hep nefret edeceğim!" diye bağırdı Jun Suh Haneul Kafeden çıkarken. "Üç gün sonra gel dememiş miymiş bana? Bak seen! Ben de size paramı yedirecek göz yoktu ama o dünkü tuhaf kıza dua edin siz! Bu arada dünkü tuhaf kız demişken, ya dün o kız bana o saçma teklifte bulunup para vermeseydi, ya ben bu sabah Jung Suh'ya ve ev sahibine para veremeseydim? Sanırım o kıza büyük bir teşekkür borçluyum, ne kadar saçmalamış olsa da hem nefret ettiğim bir şeyi yapmamı engelledi, hem de hayatımı kurtardı dün gece.."

Kızdan ayrıldığından beri dün geceyi düşünüyordu Jun Suh. Kimdi o kız, kimin nesiydi? Neden bayan Ha Neul'ın ona aşık olup üzülmesini istiyordu? Deli miydi dahi miydi? Ya ayrılırken gözlerinde çöken o umutsuz bakışlar.. Gözünü her kapadığında kızın o umutsuz ıslak gözlerini görüyordu sanki.. Öyle gergin bir gecenin sonunda yaşadıkları elbette etkileyecekti onu, bunda şaşıracak bir şey yoktu aslında..

"Bırak bunları" dedi kendi kendine. "Şimdi iş arama zamanı, böyle boş şeylerle harcayacak beş dakikan bile yok art.."

Daha sözünü bitirmeden telefonunun titrediğini hissetti, mesaj gelmişti. Ekranda yazan ismi görünce kilitlendi birden: Byeol.. Dünkü kızın ismiydi bu ve ona mesaj atmıştı:

"Patronunun kızını kurtardığın köprüde buluşalım. Ben 10 dakikaya orada olurum"

Jun Suh hala şaşkın gözlerle telefonun ekranına bakıyordu. Düşündüğü şeyin olmasından korkuyordu ama korkusu faydasızdı bu sefer..

Yavaş adımlarla köprüye adım attığında kızın ilerde, tam da Ha Neul'ın intihar etmeye kalktığı yerde beklediğini gördü. Jun Suh'yu gören kız el sallayıp bağırmaya başladı:

"Hızlı yürü biraz, amma beklettin beni!"

Jun Suh tedirgin adımlarla yaklaştı kıza. Kızın dünkü umutsuz gözlerinden eser yoktu bugün:

"Sözleşmeyi getirdim, maddeleri kararlaştırıp imzalamalıyız bir an önce.."

"Sözleşme?"

"Dün söylemiştim ya, kalp hırsızlığı meselesi.."

Jun Suh'yu soğuk terler basmıştı birden:

"Ciddiydin yani?"

"Elbette" diye bağırdı kız. "Dün gece sana para verdiğimi de unutmadın herhalde. Sarhoş musun sen? Bu şapşal haller de neyin nesi?"

Kızın çığlığıyla kendine geldi Jun Suh:

"Yok yok unutmadım.. Peki imzalayalım.."

"Hah şöyle" dedi Byeol gülümseyerek. Ardından sırtındaki çantadan çıkardığı dosyanın içinden bir kağıt aldı eline ve kağıdı dosyanın üzerine koyup bir şeyler yazmaya başladı. O yazdıkça Jun Suh'nun gözleri yuvalarından çıkarcasına büyüyordu:

"Bayan Ha Neul bana aşık olacak? Ben de onu terk edeceğim?

"İlk defa duyuyormuşsun gibi konuşmasana!" diye bağırdı Byeol. Yazmaya devam ediyordu bir yandan. "Onu en acılı biçimde terk etmen gerek. Hatta.."

"Biliyorum" dedi Jun Suh kızın sözünü kesip. Bir yandan hala Byeol'ün yazdıklarını okumaya çalışıyordu:

"Şeyy.. O madde biraz fazla genel olmadı mı? Han Jun Suh Lee Byeol'ün istediği bazı görevleri yerine getirecek. Ne görevi?"

"Ufak şeyler merak etme. Bilgi falan alabilirim mesela.."

"CIA ajanı gibi konuşuyorsun" dedi Jun Suh panik dolu gözlerle. "Beni korkutuyorsun.."

"Robin Hood hiçbir şeyden korkmaz" dedi Byeol gülümseyerek. Bu espri Jun Suh'yu hiç eğlendirmemişti oysa ki..

"Neden ben?" diye sordu sessizce. "Oldukça sıradan biriyim. Param yok, kızların rüyalarını süsleyecek beyaz atlı prens gibi de görünmüyorum herhalde oradan. Ee?"

"Onları tanıyorsun" dedi Byeol. "O adamı, kızını, kafelerini biliyorsun, bu da bana yeter şimdilik.. Hem bir kız sana ilk görüşte aşık olabilir inan, bunun tek bir yolu var ve ben o yolu biliyorum sanırım.."

Jun Suh sırıtmaya başladı, onun rahatladığını gören Byeol de neşeyle gülmeye başladı:

"Hem hepimiz kilitlerimizi açacak kişiyi bekleyen birer boş ev değil miyiz? (1) Ve kilit açmak senin uzmanlık alanına giriyor bildiğim kadarıyla!"

Bu sefer ikisi de katıla katıla gülmeye başladılar. Günlerin verdiği stresi kahkahalarıyla atmak istiyorlardı sanki.. Kendini toparlamaya çalışan Byeol:

"Tamamdır" dedi. "At bakalım imzanı!"

Hala gülmeye devam eden Jun Suh hiç düşünmeden imzaladı kağıdı. Ardından kağıdı imzalayan Byeol dosyasını çantasına koyup:

"Ben gidiyorum" dedi. "Çok işim var, seni ararım, telefonun kapalı olmasın sakın.. Görüşmek üzere Robin!"

Kız cevap beklemeden uzaklaşmaya başladı. Jun Suh'nun gülümsemesi dudaklarında donmuştu adeta. "Ne yaptım ben?" diye sordu kendine. Yapacağını yapmıştı artık, düşünmenin de kafa yormanın da bir anlamı yoktu kısacası..

"Bayan Ha Neul bu kızı böylesini kızdıracak ne yaptı acaba?" diye söylendi kızın arkasından. Yüzündeki zoraki gülümsemeyle yoluna devam eden Byeol ise çantasındaki o küçük defterin ağırlığını hissediyordu yürürken. Dün gece onu açıp okuyacak gücü kendinde bulamamıştı, ama bugün okuyacak, korkmadan girecekti onların hayatına, hem de hiç davet beklemeden..

"Oyun yeni başlıyor.." dedi içinden.

Oyun gerçekten de yeni başlıyordu..

Ft Island-One Word


-3. Bölüm Sonu-


Notlar: 1) Kim Ki Duk filmi "Boş Ev"in ünlü repliği.

3. Bölüm: Ben Hırsız Değilim!

Teoman-Kupa Kızı Sinek Valesi


Tae Woo ile kızı kolkola eve girdiğinden beri o soğuk kaldırımda oturuyordu Byeol. Elleri başının arasında dalıp gitmişti uzun bir süre. Başını kaldırdığında ise saatin gece yarısına yaklaştığını gördü, yavaşça yerinden kalktı. Başı deli gibi ağrıyor, kulakları çınlıyordu. Tam birkaç adım atmışken birini gördüğünü sandı, yavaşça karşı evin dış kapısına doğru yöneldi. Evet biri vardı kapının önünde, arkadan yalnızca sırt çantasını görebiliyordu.

"Yok artık.." dedi Byeol. "Hırsız bu.."

Bir an olduğu yerde kalakaldı. Önce her zamanki gibi "Banane, bir güzel soyulsunlar da görsünler!" deyip geçip gitmeye kalktı ama yapamadı yine.." Önünde birinin evi, yani herhangi birinin evi soyulurken öylece geçip gidemedi.. Yanındaki ağacın altından kalınca bir odun parçası alıp evin girişine doğru yürüdü, her adımında bir kez daha pişman oluyordu oysa ki..

...

İşte böyle kesişmişti yolları.. Jun Suh öylece başı yerde duruyordu karşısında.. Byeol ise hayatında hiç bu kadar soru işaretiyle birden boğuşmamıştı şimdiye kadar..

"Sen" dedi.. "Nasıl yani.. Sen.. Hırsız?.."

"Sakin ol" dedi Jun Suh adeta acı çekerek. "Ben hırsız değilim.."

Sinir ve gerilim dolu bir kahkaha fırlayıverdi Byeol'ün ağzından:

"Hırsız değil misin? Ben de Koreli değilim, zenciyim aslında.."

Jun Suh'nun surat ifadesinden gerçekten acı çektiği anlaşılabiliyordu:

"Sessiz ol lütfen! Her şeyi anlatacağım, ne olur uzaklaşalım şuradan!"

"Seni köprüde gördüm bugün" dedi Byeol. "O kızın yanında.. Sarıldınız, sen bu evdekileri tanıyorsun.."

Jun Suh'nun gözleri kocaman oldu, neler geçiyordu bu kızın aklından böyle..

"Hayır hayır!" dedi. "Benim bayan Ha Neul ile hiçbir ilgim yok."

"Gördüm sizi" diyerek ısrar etti Byeol. "Bu eve girmen tesadüf mü yani.. Saçmalık.."

"Bak" dedi Jun Suh en kısık ses tonuyla. "Benim derdim bu evin sahibi olan patronumla tamam mı? O adam bana haksızlık etti.."

Byeol zınnk diye kaldı olduğu yerde. Dünya üzerinde onu durdurabilecek tek cümle buydu belki de.. "O adam bana haksızlık etti.." Bu ses kulaklarında çınladı durdu, Jun Suh kızın sessizliğinden yararlanıp birkaç adım atmaya kalkarken:

"Olduğun yerde kal!" diye bağırdı kız.

"Yavaş" diye inledi Jun Suh soğuk terler atarken. "Sessiz ol lütfen.."

"Neden yavaş konuşayım ki?" dedi Byeol çocuğa yaklaşarak. "Yakalanırsak sen hırsız olacaksın, bense hırsızı yakalayan kahraman.. işime gelir böylesi, hem şu çantanı ver bakalım önce, kimliğin içinde mi?"

Jun Suh bu sefer panikledi:

"Çantamı ne yapacaksın? İçinde aletlerim var sadece.."

Çantayı eline alan kız:

"Tedbir için" dedi. "Hem sakın bir oyun yapmaya kalkma, tekvando biliyorum ona göre..

Başını eğdi Jun Suh. Bu sefer gerçekten her şey bitmişti, oyuna da, yalana da gerek yoktu bundan sonra..

"Çıkalım buradan" dedi Byeol sessizce. "Önümden yürü.."

Jun Suh önde kız arkada karanlık sokakta yürümeye başladılar. Jun Suh bu kızın yüzünü bir yerden hatırlıyordu sanki, okuldan eski bir arkadaşı mıydı acaba, yoksa kafeye gelen müşterilerden biri mi? O bu sorularla boğuşurken Byeol de çocuğun çantasını açıp cüzdanını eline almış, kimliğini ve adresini inceliyordu.

"Ne tuhaf kız" dedi içinden Jun Suh habersizce önden yürürken. "İnsan hırsızdan korkar bir kere, nasıl da korkusuzca yürüyor arkamdan. Normal değil mi acaba?"

Çocuğun arkasından yavaş adımlarla yürümekte olan Byeol ise sessizce kendi kendine konuşuyordu:

"Demek sana da haksızlık etti ha.. Bir hırsızla da ortak bir noktamız varmış demek ki.."

Kız ne kadar sessiz konuşursa konuşsun Jun Suh gecenin karanlığında her şeyi duyabiliyordu. Derin bir nefes alıp yumruklarını sıktı, Byeol ise önündeki çocuğu umursamadan konuşmaya devam ediyordu:

"Demek sana haksızlık etti.. Anladım ben ya, fakir oğlan zengin kız muhabbeti değil mi? Sen kızı seviyordun, tabi kızın babası bunu öğrenip sizi ayırdı. Sen de adamdan intikam almak istedin.. Belki de en baştan beri kızın parasını seviyordun ha, işine geldi tüm bunlar.."

Kesik kesik gülmeye başladı adından, yine eğlenen bir insanın gülüşü değildi bu da, biraz kıskançlık biraz da şaşkınlık vardı kızın gülüşünde bu sefer. Jun Suh arkasına döndü birden. Kız korkmuştu, elindeki sopayı havaya kaldırdı:

"Heyy! Kim dön dedi sana? Aklından her ne geçiyorsa hemen unut tamam mı?"

Jun Suh çığlık atmamak için kendini zor tutuyordu:

"Hiçbir şey bilmeden aptal senaryolar üretip durma tamam mı, benim derdim bana yeter zaten!"

Jun Suh gerçekten acınası bir haldeydi, gözlerindeki umutsuzluğu gördü Byeol, cevap vermedi. Çocuğun yanına geçti ve yürümeye devam ettiler:

"Her şeyi anlat bana o zaman, masum olduğuna inandır beni" diyebildi sadece.

Onun masum olduğuna inanmak istiyordu çünkü Byeol, o adamın haksızlık ettiği birilerinin daha olduğuna inanmak onu rahatlatıyordu nedense. Çocuğun gece karanlığında maviye çalan siyah saçlarına baktı, daldı gitti bir an.. Jun Suh ise her şeyi anlatmaya hazırlanıyordu, kıza döndü, o da bir an kızın uzun saçlarına, kızarmış gözlerine takılıverdi. Bir derdi vardı onun da belliydi, yoksa hangi normal kız gece yarısı bir hırsızın hayat hikayesini dinlemek isterdi ki..

"Benn.." diye söze başladı. "İki aydır o evin sahibinin kafesinde çalışıyordum, ama maaşımı bir türlü alamadım ve bakmam gereken bir ailem var. Geçen gün.. hani senin kafeye geldiğin gün.. Tek kelime etmeden kovdular beni, paramı da..."

Byeol tam "ne saçmalıyor bu çocuk?" diye düşünmeye başlarken birden hatırladı, evet bu çocuğu kafede görmüştü o gün. Etrafına bakınmaktan çocuğun yüzüne hiç bakmamış olsa da dikkatli düşündüğünde bu yüzün neden bu kadar tanıdık geldiğini anladı sonunda.

"Beni hatırlıyor olman ilginç.." dedi çocuğun sözünü kesip. "Yüzlerce müşteri geliyordur oraya bir gün içinde.."

"Ama hepsi senin kadar güzel olmuyor.." demek istedi Jun Suh bir anda, ama tuttu kendini.. Hiç zamanı değildi ve karşısındaki kız oldukça asabi görünüyordu.

"Evet.." diye sessizce onayladı sadece.. Konuşmasına devam etti sonra:

"O patron olacak adam hakkımı vermedi bana.. Ben sadece hakkımı alıp çıkacaktım bu evden, tabii inanıp inanmamak sana kalmış.."

Jun Suh bir tepki alamayınca durup kızın yüzüne baktı, Byeol de dalıp gitmişti o da.. "Acaba doğru mu söylüyordu bu çocuk?" Kafası karmakarışık olmuştu yine.. Kendine geldiğinde dik dik kendisine bakan bir çift göz gördü karşısında..

"Sana hemen inanmamı beklemiyorsun herhalde, seni evin kapısını zorla açmaya çalışırken yakaladım değil mi? Hem o kız.. Ha Neul mı ne, sana bakışlarını gördüm, sanki.. Onu üzen senmişsin gibiydi.."

Jun Suh gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı:

"Sen.. Bizi mi izledin bugün?"

"İstersen soruları ben sorayım" dedi Byeol kendinden emin bir tavırla. Kızlar böyle şeyleri anlar işte, o kızı seviyordun değil mi? Babası aranıza girdi muhtemelen.. Bak ben öyle üç kuruşluk yalanlara kanacak bir kız değilim, en azından dürüst ol azıcık.."

Jun Suh ilk defa kendisini anlatamıyordu karşısındakine. Çıldırmak üzereydi, olduğu yerde kalakaldı ve söyleyeceklerini toparlamaya çalıştı sadece..

"Bak.. Son kez anlatıyorum.. İnan ya da inanma umrumda değil.. İstersen beni hemen polise götür ama şu saçmalıklardan vazgeç olur mu?"

Byeol'ün yüzünde şaşkın bir gülümseme vardı şimdi, elini Jun Suh'nun ağzına götürdü:

"Heey sert çocuk, sakin ol.. Tamam sustum.. Sen devam et.."

Jun Suh sert bir hareketle kızın elindeki sırt çantasını çekip aldı ve içinden küçük bir defter çıkarıp kıza uzattı:

"Bak, bu defter bayan Ha Neul'ın, bugün köprüde düşürmüş.. Madem onu tanıyorsun gördüğünde bu defteri ona verirsin, çünkü ben o kızı bir daha göreceğimi sanmıyorum.. İnandın mı şimdi ha? İnandın mı iki yabancı olduğumuza.."

Byeol sert bir hareketle eline verilen defterle kalakaldı olduğu yerde. Jun Suh hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı bile, kız koşturarak yetişti ona:

"Heyy yavaş ol, tamam dedim ya, bu ne gurur böyle, hırsız sensin unutma!"

Sert bir hareketle arkasını döndü Jun Suh:

"Ben hırsız değilim dedim sana!"

Artık Byeol de bağırıyordu:

"Nesin peki? Sırf patronundan hakkını alabilmek için mi o kadar aleti taşıyordun çantanda.. Sen resmen profesyonel bir hırsızsın işte, bu işi ilk kez yaptığını söyleme sakın, işte buna inanmam.."

Jun Suh boş sokaktaki sokak lambalarının birinin altında durup direğe yaşlandı. Aklı bu kadar doluyken bir de bu kıza dert anlatmak çok zor geliyordu ona. Çöktü ve sessizce konuşmaya başladı yere bakarak:

Ft Island-Even It is Necessary


"Annem de babam da yok benim, kardeşim ve babaannemle yaşıyorum ve onlara bakmak zorundayım. Bunun ne kadar zor olduğunu bilemezsin, hayal bile edemezsin.. Bugüne kadar hakkımı yiyen o kadar çok sahtekarla karşılaştım ki, kendimi koruyamazsam yok olacaktım anladın mı? Hayat bana başka bir şans bırakmadı.. Elinde kanlı bir  bıçak gördüğün herkese katil diyemezsin değil mi, ben de hırsız değilim işte.. Bu gece bana ne yaparsan yap umrumda değil artık, nasılsa her şey bitti benim için.."

Çocuğun yanında ayakta duran Byeol ciddileşmeye başlamıştı:

"Nasıl her şey bitti?

"Boşver" dedi Jun Suh. "Artık anlatmak da faydasız.."

"Ne olur anlat.." dedi Byeol yalvarır bir ses tonuyla. "Masum olduğuna inanmak istiyorum.."

Derin bir iç çekti Jun Suh:

"Kardeşimin okul taksitinin son günü yarın ve iki aydır tek kuruş kira ödemedim. Tamam mı, yeterince masum olduğuma inandırır mı seni bunlar?"

Jun Suh'nun başı hala yerdeydi, yanına çömelmek istedi Byeol bir an, kendini bu çocuğa yakın hissetti sebepsiz yere.. Birden elindeki defteri fark etti sonra, telaştan bir türlü bakamamıştı içine, neydi ki bu şimdi? Defteri ikiye ayırıp ortasından bir sayfayı okumaya başladı sokak lambasının loş sarı ışığında:

"Annem babamın ilk aşkıymış, bugün anlattı bana tanıştıkları günü. Üniversite'ye başlar başlamaz ilk görüşte aşık olmuş anneme ve "Bu kadınla evlenmeliyim" demiş hemen. Nasıl da tatlılar.. Min Hyung da benim ilk aşkım mı dersin? O ağzı burnu krema içinde bana gülümsediği gün aşık oldum ona biliyorum, sonrakiler hep o olmadığı içindi, bana onu hatırlattıkları için varlardı bunu da biliyorum.. Evet evet, o benim ilk aşkım diyebilirim gururla.. Biz de annem babam gibi birbirini ölesiye seven bir çift olabiliriz belki kim bilir.."

Byeol'ün kalbi deli gibi atmaya başladı bir anda, terliyordu, derin derin nefes almaya başladı.. Hemen kapattı o sayfayı, ama diğer sayfadaki başka bir cümle takıldı gözüne:

"Babam olmasa ölürüm, adım kadar eminim buna.. Annemin ölümünden sonra bana bu acıyı unutturan tek şey onun varlığı çünkü.. Bir de onu düşünüyorum, annemi bu kadar severken kaybetmek.. Yok yok düşünmek bile istemiyorum.. Bana bu yüzden bu kadar bağlı biliyorum, ben annemin hatırasıyım onun için, sevdiği ikinci kadınım bu hayatta.."

Daha fazla okuyamadı Byeol, hışımla kapattı defteri ve çocuğun yanına çömeldi ani bir hareketle. Jun Suh şaşkın şaşkın bakıyordu kıza, onun normal biri olmadığına her an daha çok inanıyordu:

"Bu arada" dedi çekinerek. "Ben sinirle sana verdim o defteri ama sanırım kendim iade etsem daha iyi olacak.."

Zorla gülümsemeye çalıştı Byeol:

"Yok yok" dedi. "Ben veririm sen merak etme.."

Tekrar sustu ikili, o sokak lambasının önünde yere çökmüş gecenin karanlığını dinliyorlardı. Sonra Byeol'ün sesi sessizliği böldü uzun bir aranın ardından:

"Demek sen de şu hikayedeki zenginden alıp fakire veren Robin Hood gibisin ha.."

Jun Suh şaşkın gözlerle döndü kıza:

"Evet, tam da onun gibiyim. Hatta lakabım Robin'dir.."

"Yoksa bir çeteye falan mı dahilsin?" diye sordu Byeol. "Hani tuhaf takma isimleri olur öyle hırsızların.."

"Öyle de denebilir" dedi Jun Suh gülümseyerek. Yavaşça ayağa kalktı sonra:

"Hadi artık, polise mi gidiyoruz? Yoksa bay Tae Woo'ya mı götüreceksin beni? Karar ver çünkü bu gece bitsin istiyorum artık.."

Kızdan tepki gelmeyince eğilip Byeol'ün yüzüne baktı Jun Suh. Kız hala derin derin düşünüyordu. Birden ayağa kalktı ve gülerek:

"İkisi de değil" dedi. "Seni hiçbir yere götürmeyeceğim. Hatta ihtiyacın olan parayı da vereceğim sana. Ama senden yapmanı istediğim bir şey var, kabul edersen bu gece bahsettiğin tüm sorunların ortadan kalkacak.."

Jun Suh muhtemelen kızı algılayamıyordu o anda, boş boş baktı birkaç saniye..

"Nasıl yani?" dedi sonra. "Benden bir şey isteyeceksin ve karşılığında bana para vereceksin öyle mi? Hem de polise gitmek yok.."

"Aynen öyle" dedi Byeol. "Kabul edersen hemen şimdi paranı vereceğim sana, çok fazla bir şey umma tabi, ama işini görür bence.."

"Bana güveniyorsun yani.." dedi Jun Suh. " "Ya paranı alıp kaçarsam.."

"Kaçamazsın" dedi Byeol gülerek. "Adını, adresini biliyorum artık.. Tae Woo denen o adama da gidip her şeyi anlatabilirim biliyorsun.."

"Ne istiyorsun peki? diye sordu Jun Suh yüzünü buruşturarak.

Byeol duraksadı bir an, söyleyeceği şeyin karşısındakinde nasıl bir tepki uyandıracağını düşündü.. Sonra birden başını kaldırdı ve:

"Bildiğin bir şeyi yapmanı isteyeceğim korkma, hırsızlık yapacaksın, ama bu kez bir kızın kalbini çalmanı istiyorum.. Kalp hırsızı olacaksın.."

Jun Suh boş gözlerle bakıyordu kıza, "Gece gece çattım deliye.." diyordu içinden.

"Anlamadım" dedi sessizce.. "Kalp hırsızı mı olacağım?"

"Evet" dedi Byeol" gülümseyerek. "Patronunun kızını kendine aşık edeceksin.."

"Nee!" diye bağırdı Jun Suh. Boş sokakta çınlıyordu sesi adeta. "Bayan Ha Neul bana aşık olacak öyle mi? Ne saçmalık bu böyle?"

"Ne kadar saçma olduğu kısmı seni ilgilendirmez" dedi Byeol soğukkanlılıkla. "Onu kendine aşık edeceksin ve sonra en kötü şekilde terk edeceksin anladın mı? Sana en aşık olduğu anda, en çaresiz olduğu zamanda bırakacaksın onu.. Hatta yatakta belki de.."

Jun Suh kulaklarına inanamıyordu, ne diyordu bu kız böyle?

"Bayan Ha Neul benim gibi fakir, sıradan bir çocuğa neden aşık olsun?" dedi yine bağırarak. Byeol ise çocuğun aksine oldukça sakindi o anda:

"Orasını sen bileceksin artık.. Öyle dehşet dolu gözlerle bakma bana, hırsızlık gibi adi bir işin yanında bu teklifim çok masum, kabul et bunu.. Hem para alacaksın, hem bu gece sıcak yatağında uyuyacaksın.."

Jun Suh ilk defa kızı ciddiye alarak düşünmeye başladı. Muhteşem bayan Ha Neul kendisinden hoşlanacaktı öyle mi? Şöyle bir hayal etmeye çalıştı: Ha Neul üzerinde gecelikle Jun Suh'yu yatağa çağırıyor Jun Suh ise kızı iterek kötü adam kahkahasıyla orayı terkediyordu. Mümkün olabilir miydi böyle bir şey..

"Hem.. Sana yardım edeceğim korkma" dedi Byeol çocuktan ses gelmeyince. "Onun sana aşık olmasını sağlayacağım.. Sen kabul et yeter ki.."

"Neden peki?" diye sordu Jun Suh. "Bayan Ha Neul ne yaptı ki onu üzmek istiyorsun böyle?"

Sustu Byeol. "Onu üzmek istemiyorum aslında.." diyecek oldu, diyemedi..

"Bu gece düşün.." dedi cevap vermek yerine. Sonra çocuğun cebinden telefonunu alıp numarasını kaydedip kendi telefonun çaldırdı ve:

"Sabah telefonunu bekliyor olacağım" dedi. "Tabi telefon etmezsen de olacaklardan ben sorumlu değilim.."

Düşündü Jun Suh. Kabul etmezse karakolda sabahlayacaktı, başı fena halde derde girecekti ve parasız kalacaktı.. Kabul ederse parası olacaktı ama saçma bir oyunun içine girecekti..

"Hemen bu gece para verecek misin bana?" diye sordu.

"Elbette" dedi Byeol. İçinden de "Tamamdır bu iş" diyordu. "Çocuk tava geldi sonunda.."

Konuşmadılar daha sonra, sadece yan yana yürüyorlardı. Ana caddeye çıktıklarında burada hayatın hala akmakta olduğunu gördüler. Kimisi dondurma yiyor, kimi sokak satıcısının önünde bir şeyler atıştırıyordu. Byeol insanları izlerken Jun Suh hala derin derin düşünüyordu:

"Demek kalp hırsızı olacağım ha.. Aman ya ben paramı alayım da, bu deli saçması da biter herhalde.. Kız kendisi kaşındı, sonra paramı aldın demez umarım.."

Bir yandan da çekiniyordu hala, kızın o soğukkanlı tavırlarından da korkmuştu, dediğini yapan cinsten biri olduğu belliydi.

"Kesin erkek meselesi" dedi içinden. "Ama bayan Ha Neul'ın benden hoşlandığını iddia etmişti, demek ki kızı tanımıyor, çok ilginç.."

"Ben gidiyorum.." dedi Byeol. "Telefonunu bekliyor olacağım.."

"Ben de gideceğim ama.." diye mırıldandı Jun Suh sessizce. Şöyle bir etrafına bakındıktan sonra hızla önden yürümeye başladı. İçinden "Ne yapıyor bu çocuk böyle?" diye söylenen Byeol de çocuğu takip etmeye başladı. İkili sokak çalgıcılarından birinin önünde durdu. Jun Suh gitarcının yanına gitti ve kulağına bir şeyler fısıldadı. Ardından çocuğun elindeki gitarı alıp çalmaya başladı. Kısa bir introdan sonra şarkı söylemeye başlayan Jun Suh'nun o büyülü sesi tüm caddeyi doldurdu birden..

Ft Island-Lovesick


Byeol olduğu yerde kalakalmış, şarkı söyleyen Jun Suh'ya kilitlenmişti adeta. Böyle güzel bir ses olabilir miydi ki? Birkaç dakika önce karşısında yaprak gibi titreyen çocuk bu çocuk muydu? Ve onun sesi nasıl kalbini böylesine acıtabiliyordu? Olduğu yerde rüyalara daldı adeta, 5 yaşına girdiği doğum günü partisi, kardeşi In Soo'nun doğduğu gün, babasının ölürken söylediği sözler bir anda gözlerinin önüne geldi. Günlerdir akmayan gözyaşları akmaya başladı sonra.. Elini kalbine götürdü, kalbinde biriken zehir bu büyülü sesle çıkmıştı olduğu yerden belki de..

Şarkının bitmesiyle kendine geldi birden. Etraf onlarca insanla dolmuştu, herkes bir yandan Jun Suh'nun önündeki şapkaya para atıp duruyor bir yandan da "Bir daha! Bir daha!" diye bağırıyordu. Gülümseyerek elindeki gitarı sahibine verdi Jun Suh ve kızın yanına geldi:

"Yol paramı da kazandığıma göre artık gidebiliriz" dedi en cool haliyle. Byeol'ün gözündeki tüm imajı silinmişti sanki, bambaşka bir Jun Suh vardı karşısında o anda.

"Sesin büyüleyici.." diyebildi kız sadece. "Hırsızlık yapmak yerine sokaklarda gitar çalıp şarkı söylemek bile geçindirir seni emin ol.."

"Gitarımı iki ay önce sattım.."dedi Jun Suh gülümseyerek. Yürümeye devam ettiler sonra, Byeol "Bir şarkı daha söyler misin?" dememek için kendini zor tutuyordu, ama onun yanında ağlamak da istemiyordu.. Çünkü onu ağlatabilecek tek sesin bu çocuğun sesi olduğunu anlamıştı birkaç dakika önce.."

"Görüşmek üzere" dedi Byeol durdurduğu taksiye binerken. Jun Suh birden kızın kolunu tuttu ve:

"Kabul!" dedi kendinden emin bir ses tonuyla. "Teklifini kabul ediyorum.."

Byeol öyle bir gülümsedi ki o anda, sanki biraz önce soğukkanlı bir katil edasıyla konuşan kız o değilmiş gibi hissetti Jun Suh.. Gülünce ne kadar da güzel oluyordu öyle..

"Peki" dedi Byeol. "Harika bir karar verdin.. Bu gece sana bir miktar para veririm, sonra para meselesini detaylıca konuşuruz, hem bir sözleşme de imzalamak gerekiyor.."

"Ne sözleşmesi?" diye sordu Jun Suh şaşkın şaşkın bakarken.

"Senin gibi birine o kadar parayı elimi kolumu sallaya sallaya verecek değilim herhalde. Sözleşme imzalayacağız, hem bu aşk oyunu dışında da senden isteyeceğim şeyler olacak, onları da yapacaksın.. "

"Ne gibi?" diye sordu Jun Suh. Bu iş sandığı kadar kolay olmayacak gibi görünüyordu..

"Korkma ufak şeyler" dedi Byeol. "Kabul mü?"

"Kabul" dedi Jun Suh dudaklarını ısırarak. Nasıl bir işin içine girdiğinin henüz farkında değildi kendisi de..

İkili en yakın banka ATM'sine gittiler ve Byeol söylediği gibi bir miktar para çekip Jun Suh'ya verdi.

"Yarın seni ararım" dedi sonra. "Hem sözleşmemizi imzalarız, hem de detayları konuşuruz.."

"Tamam" dedi Jun Suh.

Kız tekrar durdurduğu bir taksiye binmek üzereyken yine kolunu Jun Suh'nun tuttuğunu fark etti yine:

"Ne oldu?" diyerek döndü, sesi oldukça yorgun geliyordu kulağa bu sefer.

"Adın ne diye soracaktım.."dedi Jun Suh ürkek bir kedi gibi. Bu kızdan çekiniyordu hala, gecenin etkisini üzerinden atamayacaktı bir süre belliydi bu..

"Byeol" dedi kız gülümseyerek. "Ya senin?"

"Jun Suh.."

Ardından tek kelime etmeden taksiye bindi kız, Jun Suh hala ne yaptığının farkında değildi, elindeki 200.000 won'a baktı sadece ve yüzündeki kocaman gülümsemeyle yürümeye devam etti.

"Belki aramaz bile ha" dedi sonra içinden.. Çok iyimser hayalleri vardı o anda, ama düşündüklerinin gerçek olamayacağını da adı gibi biliyordu..

Takside uyuklayan Byeol'ün ise Jun Suh'nun sesi yankılanıyordu kulaklarında.. Bu sesin kulaklarından silinmemesini istiyordu, bu sesle hayallere dalarak uyumak istiyordu annesinin kollarında.. Sonra çantasındaki defteri hissetti birden ve o defterin varlığı kalbini yine en derin yerinden acıtmayı başardı o anda da..

***


Incubus-Love Hurts


Başını kaldırıp saate bakan Ha Neul oflayarak tekrar yorganın altına girdi. Bugün ne yataktan çıkmak ne de okula gitmek istiyordu. Gidip de ne yapacaktı ki zaten, Min Hyung'u görmek ona hiç iyi gelmeyecekti, gitmemek en iyisiydi bu yüzden. Dün akşam babasının yanında sahte gülücükler saçmak zorunda kalmıştı boş yere, bugün kimseye rol yapmak istemiyordu. Yalnızlık en iyi ilaçtı onun için belki de.. Ya da..

Hemen gözleriyle çantasını aramaya başladı, kapının arkasına atmıştı her zamanki gibi. Yataktan fırlayıp heyecanla çantayı karıştırmaya başladı, içindeki her şeyi döktü yere. Yoktu, defteri çantasında değildi..

"Lanet olsun!" diye bağırdı. "Nerede düşürdüm acaba? Off neler neler yazıyor içinde, umarım okuldan tanıdık birinin eline geçmemiştir, hele Min Hyung'un!"

Titredi birden, olamazdı.. En son tam ona defteri uzatacakken vazgeçip bırakmıştı.. Ee sonra ne olmuştu? Acaba köprüdeki o çocukta olabilir miydi? Ne adını biliyordu o çocuğun da ne telefonunu..

Derin bir of çekip kendini yatağa attı Ha Neul:

"Bir bu eksikti.. Derdim yok sanki.."

Tam başını yastığa gömmüşken telefonu çalmaya başladı, isteksizce açtı telefonu:

"Alo.. İyi değilim Yoo Jin okula gelmeyeceğim bugün.. Provamızın olduğunu biliyorum.. Bugün de bensiz prova yapıverin.. Hastayım işte.. Hadi görüşürüz.. Şeyy.. Yok konuşamadım.. Hem.. Gerek yok, bir daha bu konuyu açma olur mu? Görüşürüz.."

Yüzü allak bullaktı telefonu kapatırken. "Umarım şu kızlar çenelerini tutabilirler" dedi içinden. Herkese rezil olacaktı yoksa.. Birden kapı çaldı, babası sabah gitmişti, kimdi ki bu?

Pencereden aşağı bakan Ha Neul kapıda Min Hyung'u görünce gözlerine inanamadı. O'ydu, kapılarındaydı.. Açmayacaktı, açamazdı, hele bu halde..

"Evde olduğunu biliyorum!" diye bağırdı Min Hyung. Sen kapıyı açana kadar gitmeyeceğim buradan!"

Panikle fırladı yataktan Ha Neul, korkarak aynaya baktı, gerçekten korkunç görünüyordu. Onun yüzünden bu halde olduğunu düşünecekti ki haklıydı da.. Hızla saçını başını düzeltmeye çalıştı, sonra koşarak aşağı inip kapıyı açtı. Ha Neul çocuğun yüzüne bakamıyor, Min Hyung ise cevap bekler bir bakışla kızı süzüyordu. Kısa bir sessizliğin ardından ilk konuşan Ha Neul oldu:

"Uyuyordum, neden bağırıyorsun öyle kapımızın önünde?"

"Özür dilerim.." dedi Min Hyung başını yere eğip. Off onun bu utangaç halleri yok muydu, kendini toparlamaya çalıştı Ha Neul, ondan etkilendiğini belli etmemeliydi:

"Bir şey mi oldu? Neden geldin?"

"Benn.. Seni merak ettim" dedi Min Hyung. "Kafeye gittim, hasta olduğunu, evde dinlendiğini söyledi baban. Ben de.."

"Evet" dedi Ha Neul. "Üşütmüşüm sanırım, biraz boğazım ağrıyor, okula gelemeyeceğim bugün.."

Min Hyung şaşkın gözlerle bakıyordu Ha Neul'a. Gerçekten bu kadar kolay atlatabilmiş miydi? Yoksa rol mü yapıyordu?

"Yani.. Dün olanlar.."

"Ben unuttum bile.." dedi Ha Neul çocuğun sözünü kesip. "Sen de endişelenme boşuna, çocukluk ettim, uzatmaya gerek yok.."

"Ama.." diye kekeledi Min Hyung."Kötü görünüyorsun, konuşalım istersen.."

Ne diyeceğini bilemedi Ha Neul önce, hislerini belli etmemeliydi, onun kendisine acıması en son isteyeceği şey olurdu herhalde..

"Hastayım dedim ya.." diyebildi zoraki gülümseyerek. "Dünle ilgisi yok, lütfen kapatalım bu konuyu, hatırlamak bile istemiyorum çünkü.."

"Pekala.." dedi Min Hyung gülümseyerek. "Vizelere az zaman kaldı, okulu aksatma bu aralar, araştırma ödevini de mail grubuna gönderdim, sınava kadar bir göz atarsın.. "

Onun da yüzüne sahte bir gülümseme oturuverdi bunları söylerken, belli ki ortamı yumuşatmak için kendisini zorluyordu.

"Yok artık!" dedi Ha Neul içinden. Çocuk gerçekten de konuyu değiştirivermişti hemen.

"Tamam" dedi o da sakinliğini bozmadan. "Dediğim gibi olanları unut lütfen, saçmalıktı işte, ben.. okula geleceğim iyi olursam..

"Sevindim" dedi çocuk gülümseyerek. Ha Neul onun o gülen yüzünü görmek istemiyordu oysa ki..

"Ben gideyim.." dedi sonra. Dinlen sen de, görüşmek üzere.. Konuşmak istemediğine eminsin değil mi?

"Tabiki" dedi Ha Neul zoraki gülümseyip. "Görüşmek üzere.."

Kapıyı kapatan kız arkasını dönüp kapıya yaslandı ve gözlerini kapatıp elini kalbine götürdü :

"Aptal!" diye bağırdı. "Beni birazcık sevsen gözlerimdeki umutsuzluğu görürdün, ne kadar acı çektiğimi anlardın.. Hiç sevmiyorsun beni.. Oysa ben.. Ödevmiş.. Offf!"

Kanepeye oturdu sonra, sakinleşmeye çalışıyordu:

"Pekala" dedi. "Ben de hayatıma devam edeceğim elbette.. Hem.. Çivi çiviyi söker değil mi? Göreceksin beni böyle üzmeyi.. Aptal! Aptal!"

Her sözünde onu ne kadar sevdiğini bir kez daha anlıyordu oysa ki.. Sadece kendini kandırıyordu, yoksa bu acıyla başa çıkamayacağını biliyordu..

***


Kang Min Hyuk-Star


"Buradan nefret ediyorum ve hep nefret edeceğim!" diye bağırdı Jun Suh Haneul Kafeden çıkarken. "Üç gün sonra gel dememiş miymiş bana? Bak seen! Ben de size paramı yedirecek göz yoktu ama o dünkü tuhaf kıza dua edin siz! Bu arada dünkü tuhaf kız demişken, ya dün o kız bana o saçma teklifte bulunup para vermeseydi, ya ben bu sabah Jung Suh'ya ve ev sahibine para veremeseydim? Sanırım o kıza büyük bir teşekkür borçluyum, ne kadar saçmalamış olsa da hem nefret ettiğim bir şeyi yapmamı engelledi, hem de hayatımı kurtardı dün gece.."

Kızdan ayrıldığından beri dün geceyi düşünüyordu Jun Suh. Kimdi o kız, kimin nesiydi? Neden bayan Ha Neul'ın ona aşık olup üzülmesini istiyordu? Deli miydi dahi miydi? Ya ayrılırken gözlerinde çöken o umutsuz bakışlar.. Gözünü her kapadığında kızın o umutsuz ıslak gözlerini görüyordu sanki.. Öyle gergin bir gecenin sonunda yaşadıkları elbette etkileyecekti onu, bunda şaşıracak bir şey yoktu aslında..

"Bırak bunları" dedi kendi kendine. "Şimdi iş arama zamanı, böyle boş şeylerle harcayacak beş dakikan bile yok art.."

Daha sözünü bitirmeden telefonunun titrediğini hissetti, mesaj gelmişti. Ekranda yazan ismi görünce kilitlendi birden: Byeol.. Dünkü kızın ismiydi bu ve ona mesaj atmıştı:

"Patronunun kızını kurtardığın köprüde buluşalım. Ben 10 dakikaya orada olurum"

Jun Suh hala şaşkın gözlerle telefonun ekranına bakıyordu. Düşündüğü şeyin olmasından korkuyordu ama korkusu faydasızdı bu sefer..

Yavaş adımlarla köprüye adım attığında kızın ilerde, tam da Ha Neul'ın intihar etmeye kalktığı yerde beklediğini gördü. Jun Suh'yu gören kız el sallayıp bağırmaya başladı:

"Hızlı yürü biraz, amma beklettin beni!"

Jun Suh tedirgin adımlarla yaklaştı kıza. Kızın dünkü umutsuz gözlerinden eser yoktu bugün:

"Sözleşmeyi getirdim, maddeleri kararlaştırıp imzalamalıyız bir an önce.."

"Sözleşme?"

"Dün söylemiştim ya, kalp hırsızlığı meselesi.."

Jun Suh'yu soğuk terler basmıştı birden:

"Ciddiydin yani?"

"Elbette" diye bağırdı kız. "Dün gece sana para verdiğimi de unutmadın herhalde. Sarhoş musun sen? Bu şapşal haller de neyin nesi?"

Kızın çığlığıyla kendine geldi Jun Suh:

"Yok yok unutmadım.. Peki imzalayalım.."

"Hah şöyle" dedi Byeol gülümseyerek. Ardından sırtındaki çantadan çıkardığı dosyanın içinden bir kağıt aldı eline ve kağıdı dosyanın üzerine koyup bir şeyler yazmaya başladı. O yazdıkça Jun Suh'nun gözleri yuvalarından çıkarcasına büyüyordu:

"Bayan Ha Neul bana aşık olacak? Ben de onu terk edeceğim?

"İlk defa duyuyormuşsun gibi konuşmasana!" diye bağırdı Byeol. Yazmaya devam ediyordu bir yandan. "Onu en acılı biçimde terk etmen gerek. Hatta.."

"Biliyorum" dedi Jun Suh kızın sözünü kesip. Bir yandan hala Byeol'ün yazdıklarını okumaya çalışıyordu:

"Şeyy.. O madde biraz fazla genel olmadı mı? Han Jun Suh Lee Byeol'ün istediği bazı görevleri yerine getirecek. Ne görevi?"

"Ufak şeyler merak etme. Bilgi falan alabilirim mesela.."

"CIA ajanı gibi konuşuyorsun" dedi Jun Suh panik dolu gözlerle. "Beni korkutuyorsun.."

"Robin Hood hiçbir şeyden korkmaz" dedi Byeol gülümseyerek. Bu espri Jun Suh'yu hiç eğlendirmemişti oysa ki..

"Neden ben?" diye sordu sessizce. "Oldukça sıradan biriyim. Param yok, kızların rüyalarını süsleyecek beyaz atlı prens gibi de görünmüyorum herhalde oradan. Ee?"

"Onları tanıyorsun" dedi Byeol. "O adamı, kızını, kafelerini biliyorsun, bu da bana yeter şimdilik.. Hem bir kız sana ilk görüşte aşık olabilir inan, bunun tek bir yolu var ve ben o yolu biliyorum sanırım.."

Jun Suh sırıtmaya başladı, onun rahatladığını gören Byeol de neşeyle gülmeye başladı:

"Hem hepimiz kilitlerimizi açacak kişiyi bekleyen birer boş ev değil miyiz? (1) Ve kilit açmak senin uzmanlık alanına giriyor bildiğim kadarıyla!"

Bu sefer ikisi de katıla katıla gülmeye başladılar. Günlerin verdiği stresi kahkahalarıyla atmak istiyorlardı sanki.. Kendini toparlamaya çalışan Byeol:

"Tamamdır" dedi. "At bakalım imzanı!"

Hala gülmeye devam eden Jun Suh hiç düşünmeden imzaladı kağıdı. Ardından kağıdı imzalayan Byeol dosyasını çantasına koyup:

"Ben gidiyorum" dedi. "Çok işim var, seni ararım, telefonun kapalı olmasın sakın.. Görüşmek üzere Robin!"

Kız cevap beklemeden uzaklaşmaya başladı. Jun Suh'nun gülümsemesi dudaklarında donmuştu adeta. "Ne yaptım ben?" diye sordu kendine. Yapacağını yapmıştı artık, düşünmenin de kafa yormanın da bir anlamı yoktu kısacası..

"Bayan Ha Neul bu kızı böylesini kızdıracak ne yaptı acaba?" diye söylendi kızın arkasından. Yüzündeki zoraki gülümsemeyle yoluna devam eden Byeol ise çantasındaki o küçük defterin ağırlığını hissediyordu yürürken. Dün gece onu açıp okuyacak gücü kendinde bulamamıştı, ama bugün okuyacak, korkmadan girecekti onların hayatına, hem de hiç davet beklemeden..

"Oyun yeni başlıyor.." dedi içinden.

Oyun gerçekten de yeni başlıyordu..

Ft Island-One Word


-3. Bölüm Sonu-


Notlar: 1) Kim Ki Duk filmi "Boş Ev"in ünlü repliği.