Bu sabah sokaklar her zamankinden daha sessizdi sanki. Ya da Jun Suh işe gitmek için her zamankinden daha isteksizdi belki de. Ayakları adeta geri geri gidiyordu.
"Doğru dürüst bir iş bulamadın oğlum" dedi içinden. "Maaşını da alabildiğin yok iki aydır, müşterilerin kaprisini çek bütün gün.. bu gidişle anca kahve taşırsın zaten!"..
Kendi kendine söylenirken Jung Suh'nun sesi kulaklarında yankılandı:
"Oppa, müdür okul taksitini ne zaman yatıracaksın diye sordu bugün, iki gün içinde parayı götürmezsem kaydımı silecekler.."
bugün ne yapıp edip iki aylık maaşının en azından bir kısmını almak zorundaydı, yoksa yapacaklarından kendisi bile korkuyordu..
"Ah" dedi. "Hong Dae barlarından birinde çalmak vardı şimdi, o gece kulübü kapanmasaydı keşke, parası da iyiydi.."
Gözlerini kapattı, birden kendini Rolling Hall'da şarkı söylerken hayal etti, bar ağzına kadar doluydu, insanlar kendilerinden geçmiş deli gibi tezahürat yapıyorlardı:
" Stars! Stars!"
Sağında Jung Woo, solunda Jae Suk gitar çalıyorlar, Jun Suh ise avaz avaz şarkısını söylüyordu..
Ani bir korna sesiyle kendine geldi Jun Suh. Arabadaki adam deli gibi söyleniyordu. ardarda 5 kez özür dileyen Jun Suh başını salladı:
"Bırak bu hayalleri de önce içerideki 3 kuruş paranı almaya bak, yoksa Jung Suh'nun okul taksitleri bu hayallerle ödenmiyor küçük bey!"
Haklıydı, anne babası öldükten sonra evin tüm yükünü omuzlandığı için artık hayal kurma lüksü yoktu onun, kardeşini kolejde okutmaya devam edebilmesi, ev kirasını ödeyebilmesi ve ailesinin karnını doyurabilmesi için ne iş bulsa yapmak zorundaydı.. Çünkü o kaybedenler kulübüne adını altın harflerle yazdırmıştı bir kere..
***
Byeol okulun bahçesine çıktığında rahat bir nefes aldı.
"Bu iş de halloldu" dedi içinden. "Artık Seoul Üniversitesi öğrencisiyim".
Şimdi sıra asıl mevzuya gelmişti. Oraya gitmeli ve her şeyi çözmeliydi. Bahçeden çıkıp yol kenarında yürümeye başladı.
"Acaba beni görünce ne yapacak, tanımayacak tabii ki, hayatında hiç görmedi ki.. Peki ya ben kızı olduğumu söylediğimde! Bağırıp kafeden kovacak mı beni, yoksa gözyaşlarıyla kucaklayacak mı? Aaah bu sorular yıllardır bitirdi beni.. Bugün bu işi halledeceğim, başka yolu yok!"
Yıllardır bu günü bekliyordu. Henüz bir ortaokul öğrencisiydi hayatının sırrını öğrendiğinde. Annesi onu karşısına almış ağlamaklı gözlerle bir şeyler anlatmaya çalışmıştı:
"Byeol kızım, baban seni çok seviyordu biliyorsun değil mi, sen ve In Soo onun her şeyiydiniz.. Baba olmak, sadece bir çocuğu meydana getiren kimse olmak değildir kızım, asıl babalık..."
"Ne diyorsun anne, anlamıyorum seni.." Anlamıyordu gerçekten, tüm bu sözler çok yabancıydı ona..
"Kızım, senin adını neden Byeol koydum biliyor musun, en karanlık günlerimde yıldızım oldun benim.. En zor günlerimde, babanın senden, benden vazgeçtiği o..."
"Babam bizden mi vazgeçti, nasıl yani?"
Kadın ne yaparsa yapsın sözlerini toparlayamıyordu:
"Kızım, baban senin öz baban değildi, gerçek babanla sen doğmadan önce ayrıldık biz."
Byeol önce anlamadı:
"Nasıl yani?"
"Sen doğmadan önce babanla ayrıldık biz.. Bunu sadece benden duymuş olman için söylüyorum kızım, yoksa senin baban öldü, ellerini tutarak, son nefesinde seni, kardeşini sayıklayarak hem de.. Bu söylediklerim seni hiç etkilemesin, o adam benim için yaşamıyor, artık senin için de.."
Öyle olmadı, Byeol o adamı ölmüş kabul edemedi, hatta bir an bile aklından çıkaramadı yıllardır.. Bir gün onu görme hayaliyle yaşadı, acaba ona benziyor muydu? Acaba pişman olmuş muydu? Cesaretini ancak yeni toplayabilmişti, ama hala korkuyordu..
Daha sonra annesine sorduğu bitmez tükenmez sorular neticesinde her şeyin anne ve babası lisedeyken başladığını öğrendi. Annesi hamile kaldığını öğrendiğinde babası daha kendilerinin çocuk olduğunu, kimse duymadan bu çocuktan kurtulmaları gerektiğini söylemiş, ama annesi çocuğuna kıyamamıştı. Sonunda babasını, okulunu hatta yaşadığı şehri terketmiş, kendisine bambaşka bir hayat kurmuştu..
Aklı tüm bunlarla dolu yürümekte olan Byeol geldiğini fark etmedi. Önündeki koskoca tabelayı gördüğünde kendine geldi:
"Cafe Haneul"
Tabelada gökyüzü, bulutlar ve güneş ışığı kullanılmıştı. (1)
"Babam güneş ışığını seviyor demek ki.. Oysa ben sadece karanlıkta ortaya çıkan bir yıldızım ne yazık ki.." (2)
İçeri girdi, kalabalık değildi kafe, iki garson vardı etrafta sadece. Sessizce en yakınındaki masaya oturdu Byeol, acaba babası buralarda mıydı, etrafına bakındı, herkes gençti..
Jun Suh masaya oturan müşteriyi fark eder etmez yanına gidip menüyü uzattı:
"Hoş geldiniz, buyurun".
Byeol etrafa bakına bakına eline aldı menüyü, sonra garsona döndü:
"Kafenin sahibi burada mı acaba?"
"Evet içeride ofisinde kendisi, çağırmamı ister misiniz?"
"Hayır, teşekkür ederim."
Byeol garsonun gösterdiği odaya baktı, kapısı kapalıydı, belli ki bugün burada uzun süre oturacaktı.. Bir kahve içti, sonra ikincisini, ardından üçüncüsünü, sonra sandviç yedi.. Bekledi bekledi.. Ve sonunda odanın kapısı açılıverdi..
Orta yaşlı, kır saçlı bir adam kasaya doğru ilerleyip oradaki genç çocuklardan biriyle konuşmaya başladı. Byeol kilitlendi adeta, adama baktıkça annesi geldi gözlerinin önüne. Ve adam güldüğünde iki yanağındaki gamzeler içini acıttı, tıpkı annesinin anlattığı gibiydi:
"İki yanağında da gamzeleri vardı, güldüğünde onu bambaşka biri yapar onlar.."
Jun Suh kızın bir sorununun olup olmadığını merak ediyordu, kız sararmıştı birden, bayılacak gibiydi..
"İyi misiniz"
"Evet, şu kasadaki adam, Bay Tae Woo mu?"
" Evet, çağırmamı ister misiniz?"
"Hayır, teşekkürler.."
Önce kendini toplamalıydı, acelesi yoktu.. Sakin olmak zorundaydı. Adam kasada bir şeyle meşgulken söyleyeceklerini kafasında toparladı Byeol. Ve sonunda ayağa kalktı. Kararlı bir şekilde ilk adımını atmışken birden kafenin kapısı açıldı ve içeri koşarak giren kız kasada hesap yapan adamın boynuna sarılıverdi..
"Babacığım! Çok mutluyumm! Min Hyung'un dersinden A almışım.. A düşünsene!"
Adam kızına gülümsedi:
"Min Hyung songsengnim diyecektin sanırım, o senin arkadaşın değil hocan Ha Neul.."
"Babaa, sorun bu mu şimdi, 19. Yüzyıl İngiliz Edebiyatından A aldım diyorum sen ne diyorsun?"
"Alacaksın tabi, benim kızımdan da bu beklenir zaten, başarı ve hırs genlerinde var senin."
"Bu akşam bir yemek ısmarlarsın bana artık, hem Min Hyung... songsengnim'i de çağırırız"
"Onun işi vardır, beş dakika vaktinin olduğunu görmedim zaten, senle biz gideriz ama söz."
"Tamam, sen ara yine de, belki gelir"
"Hem benim de sana iyi haberlerim var, hani şu franchising almak isteyen adamlar vardı ya, sanırım bizi seçecekler, yarın ziyaret edeceklermiş kafemizi.."
"Ooo şahane haber, çifte kutlama var desene bu akşam!"
Baba kız neşe içinde konuşurlarken yan masadaki kız hiç umurlarında değildi elbette.. Byeol o attığı ilk adımda kalakalmıştı, kıpkırmızıydı, kulakları yanıyordu ve hiçbir şey duyamıyordu.. Jun Suh tekrar kızın yanına geldi:
"İyi misiniz agasshi? Yardım etmemi ister misiniz?"
"Teşekkür ederim" diyerek sandalyesine oturdu Byeol. Kendisini toplamalıydı, elbette bir ailesi vardı onun da, karısı, çocukları vardı.. Bunları biliyor olması lazımdı, annesini unutamayıp onun aşkına sadık mı kalacaktı bunca yıl! Saçmalık işte! Ne kadar soğukkanlı, mantıklı olsa da bir kız, bu aptal romantizm duygusundan sıyrılamıyordu bir türlü.. Hem o adam.. Kendi çocuğundan vazgeçmemiş miydi yıllar önce..
"Kafe Haneul ha, Kafe Haneul.."
***
Jun Suh bir yandan yan masadaki kıza bakıyor diğer yandan da kasadaki patronuyla kızının muhabbetlerinin bitmesini bekliyordu. Masadaki kız muhtemelen hastalanmıştı ama o kadar soğuk görünüyordu ki Jun Suh ona yardım teklif etmeye bile çekiniyordu o anda.
"Umarım bayılmaz" dedi içinden. "Ben paramı bir alayım da, sonra ne olursa olsun umrumda değil.."
10 dakika sonra Ha Neul'ın kafeden ayrılmasıyla birlikte patron odasına geçti. Jun Suh'nun eline fırsat geçmişti sonunda.. Odanın kapısını çaldı ve içeri girdi:
"Müsait misiniz?"
"Evet, gir içeri. Jun Suh'ydu adın değil mi, yüzleri hemen unutuyorum ama isimler kalıyor aklımda."
"Evet efendim, ben... yani... yarın kardeşimin okul taksitini yatırmalıyım.. Hem.. Geçen ay da maaşımı..."
"Anladım... Şu an durum hiç iç açıcı değil ama... Yarın sana bir miktar para vermeye çalışacağım.. Biliyorsun, şu franchising işine odaklandık bu aralar.."
"Biliyorum efendim, teşekkürler."
Kapıyı kapatıp arkasını dönen Jun Suh yüzünü buruşturdu:
"Sanki borç istiyorum, hakkımı istiyorum ben ya.."
Masadaki kız düzelmiş gibi görünüyordu, soğuk bir limonata vardı önünde, yüzü de kırmızı değildi artık. Jun Suh gülümseyerek içeri giren müşterilere selam verdi. Her şey yolunda gidiyordu, şimdilik...
***
Odasında derin düşünceleriyle baş başa kalan Tae Woo önündeki çaydan bir yudum aldı:
"Bu adamlar bizi seçsin, tüm sorunlar hallolacak.."
Birden telefon çaldı:
"Alo"
"Selam, ben Sang Hyuk. Nasılsın?"
Sang Hyuk ismini duyan adam irkildi:
"İyiyim, bir şey mi oldu, sen aramazdın beni?"
"Haklısın, bir şey oldu. Bu franchising işinden çekil demek için aradım. Sen çekilirsen Bay Song bizi seçecek çünkü.
"Neden çekileyim, aptal mıyım ben?"
"Senin zaten Myung Dong'da bir şuben var, bu işi bize bırak."
"Ha ha ha! Bunu neden yapayım söylesene? Sen olsan yapar mıydın?"
"Eğer çekilmezsen çok kötü şeyler olacak. Hakkında asılsız dedikodular dolaşmaya başladığında elindeki şuben de kapanacak. O zaman çok pişman olacaksın işte."
"Sen beni tehdit mi ediyorsun pislik herif?"
"Bu yaptığına pişman olacaksın!!!"
Telefon kapandı. Tae Woo titriyordu, bu adam ne sanıyordu kendini, nereden alıyordu bu cesareti? Sakinleşmeye çalıştı, ne yapabilirdi ki O hem..
İçeri giren müdür Choi patronda bir tuhaflık olduğunu anlamıştı:
"Neyin var patron?"
"Hiç, çapulcu takımı işte, hakkımda dedikodu yayacakmış, pehh!"
"Sakin ol patron."
Aynı anda içeride saatlerdir oturmakta olan Byeol kendini toparlamıştı.
"Ne olursa olsun" dedi içinden. "Artık gidip konuşacağım onunla."
Ayağa kalktı ve ileride servis yapan garsonu çağırdı:
"Bay Tae Woo ile görüşebilir miyim?"
Jun suh patronun kapısını çaldı ve Byeol'ü içeri aldı. Babasının karşısına oturan kız bir anda heyecanlandığını fark etti. Ama rahat bir ses tonuyla konuşmaya başladı:
"Merhaba Bay Tae Woo. Ben sizinle bir konuda görüşmek istiyorum."
Hala gergin olduğu yüzünden belli olan Tae Woo derin bir iç geçirdi:
"Buyurun, sizi dinliyorum."
"Ben... buraya... belki sizin bile bilmediğiniz... yani..."
"Ne diyorsun kızım, zaten başım çatlıyor!"
Byeol zaten çok gergindi, adamın bu sinirli halleri onu iyiden iyiye korkutmaya başlamıştı. Cesaretini topladı ve hemen konuya girdi:
"Bay Tae Woo, sizin bir çocuğunuz daha var!"
Adam kalakaldı, tepkisiz bir biçimde kıza bakmaya devam ediyordu.
"Anlamadım küçük hanım???"
"Şeyy.. bir çocuğunuz daha var dedim.."
Byeol o an gerçekten korkuyordu, adamın yüzünde hiç ama hiçbir tepki yoktu.
"Bu kadar hızlı olacağını düşünmemiştim!"
Byeol anlamıyordu:
"Nasıl?"
"Git o Sang Hyuk pisliğine söyle, bu basit oyunlarla alt edemez beni tamam mı?"
"Sang Hyuk kim?"
"Ne o agasshi? Yoksa çocuğumun annesi de siz misiniz?"
Adam sinirle kahkaha atmaya başladı. Byeol titriyor, adamın son cümlesi kulaklarında çınlıyordu. Kız sesi titreyerek konuşmaya devam etti:
"Siz.. siz.. Sang Hyuk kim? Ben sadece.. yıllar önce.. siz..."
"Duymak istemiyorum! Çık dışarı! Defoll! Söyle o pisliğe değil 2, 10 tane şube açtıracağım! Git buradan şimdi!!!"
Byeol oturduğu sandalyeye yapışmıştı sanki, zorla ayağa kalktı. Tae Woo aceleyle çekmecesinden ilacını çıkarmış içmeye çalışıyordu. Byeol orada daha fazla duramazdı, sendeleye sendeleye odadan çıktı..
Dışarıdakiler hiçbir şeyin farkında değildi. Jun Suh odadan çıkan kızda bir şeyler olduğunu anladı, ama yanına gitmeye cesaret edemedi. Kız kapıya doğru koşmaya başladı, birden durup oturduğu masaya bir tomar para bıraktı ve kafeyi terk etti...
"Yoksa çocuğumun annesi de siz misiniz?" cümlesi beynini bir matkap gibi deliyordu adeta. Yıllar önce istemediği çocuğunu hiç hatırlamamıştı, O çocuk adamın aklına bile gelmemişti.. Çocuk bir yana, yıllar önce doğmuş olan bir çocuğun varlığı, hayatını mahvettiği, belki de hala kendisini seven, anılarını kalbinde taşıyan o kadını hatırlatmamıştı bile adama.. bu adam insan değildi, babası da değildi artık..
"iki babam da öldü benim" dedi içinden. kalbi ağrıyordu, ağlasa rahatlayacaktı belki ama ağlayamıyordu, hiç ağlamamıştı bugüne kadar. böyle güçlü olmasa her şey daha kolay olacaktı belki de.. yavaş yavaş kaldığı pansiyonun yolunu tuttu sonra, her şeyi unutmak istiyordu sadece...
***
Bugün çok yorulmuştu Jun Suh, vücudunun yorgunluğu bir yana ağır stres altında çalışmış gibiydi, sebebini de bilmiyordu ama bugün kafede ağır bir hava vardı, ya da belki o öyle hissetmişti kim bilir.. Hava yavaş yavaş kararırken dar sokaklarda karınca hızıyla ilerlemeye başladı. Kardeşine ne diyecekti? "Paramı yarın alacağım söz" mü? Neyse bir şeyler bulacaktı artık.. Evine yaklaştıkça herkese teker teker selam vermeye başladı. Böyle kenar mahallelerde herkesin birbirini tanıması çok güzeldi, eski mahallelerinde kimse birbirini tanımazdı. Tabi böyle mahalle güzel bir yorum yapmak çok zordu ama Jun Suh iyimser olmaya çalışıyordu, "En azından sokakta değiliz"e kadar götürebilirdi bu durumu hatta.. Havaya baktı, bulutlar toplanıyor gibiydi. "Lütfen yağmur yağmasın" dedi içinden. Yağmur sözcüğü bile tüylerinin diken diken olmasına neden oldu birden..
Uzunca bir yokuşu çıkmaya çalışırken karşısına Jae Suk çıktı:
"Selam Robin, yorgun görünüyorsun.."
Jun Suh soluklanmaya çalışarak:
"Hem de çok yorgunum.." dedi. "Bir an önce gidip uyumak istiyorum.."
"Yorucu işler böyle oluyor işte.. Aah bizim bar kapanmasaydı hepimiz çok rahat edecektik.."
"Sorma.."
"Bu kadar yoruluyorsun da, parası nasıl bu işin.. geçen ayın maaşını alabildin mi?"
Jun Suh dudağını büktü:
"Bu ayınkini bile alamadım.. Off ya hatırlatma ne olur, sinirlerim çok bozuk.."
Jae suk muzip bir gülüşle yaklaştı Jun Suh'ya:
"Benim bildiğim Robin her zaman hakkını alır, ister güzellikle, ister zorla."
Jun Suh zorla gülümsemeye çalıştı:
"Robin bu sefer güzellikle olsun istiyor, ama zorlarlarsa istemediği şeyler yapabilir yine, bu arada siz ne yapıyorsunuz? Ne zamandır görüşemiyoruz, Jung Woo nerelerde?"
Jae Suk gözlerini devirdi:
"Ben kronik işsizim biliyorsun, babamın dırdırından kaçtım şimdi de.. Jung Woo da bir şoförlük işi bulmuş sanırım, zengin bir kızın özel şoförü mü ne olmuş.."
Jun Suh başını salladı:
"Ah ah! Stars grubunun yıldızlarına bak sen, biri maaşını alamayan garson biri zengin çocuklarının şoförü, bir de işsiz! Ben gidiyorum dostum, kafam çok bozuk bu akşam.."
"Tamam" dedi Jae Suk "Görüşürüz, boş vaktinde takılalım, Robin'siz çetemiz çok boş dostum!"
"Tamam" diye bağıran Jun Suh yokuşu bitirmişti bile, iki katlı küçük evleri çıktı sonunda. Girişin üstünde oturuyorlardı, zaten giriş katta birilerinin oturduğunu görmemişti taşındığı günden beri.. Orasının ev olduğundan bile şüpheleniyordu bazen..
Kapıyı çalmasıyla beraber Jung Suh karşısında belirdi. Yüzünde merakla karışık bir gülümseme vardı. Jun Suh bitkin bir şekilde oturdu girişteki minderin üzerine. İçeriden elinde ramen tenceresiyle babaannesi çıktı birden:
"Hoş geldin oğlum. Gel hemen yemek ye soğumadan"
Jun Suh havayı koklaya koklaya sofraya yaklaştı:
"Hımm çok acıkmışım babaanne.."
Yanında oturan Jung Suh sonunda ağzındaki baklayı çıkardı:
"Oppa, para alabildin mi?"
Jun Suh gülümsemeye çalıştı:
"Yarın vereceklermiş.. Hemen alır almaz sana getireceğim, iki gün var dememiş miydin hem? Korkma sakın.."
Genç kız dudağını büktü:
"Tamam."
Babaanne kıza dönerek:
"Oyuncaklara birkaç tane göz de sen dikseydin belki biraz para biriktirirdin.. Bütün gün elinde o telefonla aylak aylak gezip duruyorsun!"
Jun Suh kardeşinin saçlarını karıştırdı:
"Sınavları var onun babaanne, stresli bugünlerde, bir şey deme sen."
kız suratını astı yine, hayal kırıklığı ve mutsuzluk gözlerinden okunuyordu adeta. Şu an sahte gülücükler saçan Jun Suh ise ondan hiç de farklı değildi, ama evin küçük, sorunlu çocuğu olabilme şansını yıllar önce yitirmişti maalesef..
"Umarım yağmur yağmaz" dedi gülümseyerek "Bulutluydu hava sanki.."
Jung Suh elleriyle yüzünü kapattı:
"Hayır olamaz.. Çatımız yapılmadan yağmur yağarsa yanarız!"
"O ev sahibi olacak adam bu kış da yaptırmasa çatıyı elimden çekeceği var!" dedi babaanne. Jun Suh gülümseyerek kolunu babaannesinin boynuna doladı:
"Aslan babaannem! Robin'in babaannesine de böylesi yakışır zaten!"
Cümlesini bitirir bitirmez duraksadı, hiç yoktan yere pot kırmıştı..
"Sana neden robin diyorlar oppa?" diye sordu Jung Suh. "Robin Hood diyor hatta Jae Suk oppa.."
Jun suh gülümsemeye çalıştı, kekeleyerek:
"Amaan" dedi, "Bizim çocukların şebekliği işte, hem Russell Crowe gibi adamım ben de, ne eksiğim var değil mi?"
"Russell Crowe ha, ahaha!"
Jun Suh'nun en korktuğu şey bu Robin Hood'luk olayının ailesinin kulağına gitmesiydi, bunun olmaması için elinden geleni yapacaktı..
***
Jun Suh'nun dilekleri kabul olmuştu, bugün hava hiç olmadığı kadar güneşliydi. Kampüste oturan üç genç kız çimenlere uzanmış bu güzel havanın tadını çıkarıyorlardı.
"Duydunuz değil mi?" dedi Ha Neul, "Harikasın dedi bana, hem de tüm sınıfın ortasında!"
"Derse gelmeden önce bu kadar hazırlanırsan tabii ki iltifat eder adam sana" dedi yanındaki kızlardan biri. "Diğer derslere uğradığın yok, söz konusu Min Hyung songseng olunca kendinden geçiyorsun."
"Senin de ruh eşin hocan olsaydı sen de kendinden geçerdin" dedi Ha Neul. "Hem bugün moralimi bozmaya kalkmayın sakın."
"Neden, bugünün ne özelliği var ki?"
"Bugün büyük gün, Min Hyung'a ona ne kadar aşık olduğumu itiraf edeceğim!"
Ha Neul'ın yanında çimlere uzanmış yatan iki kız birden doğruldular:
"Neeeee!"
"Doğru duydunuz, hem o da benden hoşlanıyor eminim, biz birbirimizi yıllardır tanıyoruz, babam da çok seviyor onu, ikimizden uygun bir çift düşünemiyorum.."
Kızlardan şişman olanı gülümsedi:
"Bence bizi kandırıyor, bugüne kadar hangi öğrenci hocasına olan platonik aşkını itiraf etmiş ki?"
Ha Neul yerinden doğruldu:
"Ben bir ilk olacağım, hem yanıma günlüğümü de aldım, günlüğün içindekileri okuyunca bana bir kez daha aşık olacak."
"Bir de günlüğünü mü okutacaksın?"
"Tabi ya ne sandınız? Aa Min Hyung geliyor, ona bir şey söyleyeceğimi söylemiştim, benimle konuşmaya geliyor, toz olun kızlar, bu akşam da hazır olun, sizi kutlamaya çağırabilirim!"
Kızlar şaşkın gözlerle Ha Neul'a bakarken kendilerine gelip oturdukları yerden kalktılar. gerçekten Min Hyung yanlarına geliyordu, geçtiği her adımda kendine hayran bir kız bırakarak hem de. Tüm kızlar gözlerini ondan alamıyorlardı, adeta dizilerde arkasından ışıklar saçılan jönler gibiydi. Hem böylesine yakışıklı, hem de akıllı ve nazik bir insan olması zaten onu ancak dizilerde rastlanabilecek bir karaktere çeviriyordu.
"Selam Ha Neul" dedi nazikçe. "Benimle bir şey konuşacağını söylemiştin, 15 dakika sonra derse girmem lazım, konuşalım mı şimdi?"
"Tamam" dedi Ha Neul." "Ama biraz uzaklaşalım buradan olur mu?"
"Peki" dedi Min Hyung. "Baban nasıl bu arada, uzun süredir yanına uğrayamıyorum."
"İyi iyi" dedi kız, şu an babası hakkında konuşacak durumda değildi, aklından ona söyleyeceği cümleleri geçiriyordu sürekli.
Kampüsün dışına doğru yürümeye başladılar. Çıkış kapısına yakın bir yerde durdular.
"Seni dinliyorum" dedi Min Hyung.
"Iııı, nasıl başlasam bilmiyorum aslında.." Ha Neul'un sesi titriyordu, yıllardır her gece prova yapmasına rağmen tüm söyleyeceklerini unutmuştu bir anda:
"Yani, biliyorsun, biz birbirimizi yıllardır tanıyoruz, sen.. Yani bu okula gelmeden, asistan olmadan önce de arkadaştık, hem de yakın arkadaştık.."
"Evet" dedi Min Hyung, bir yandan gözü saatteydi, derse geç kalmak istemiyordu.
"Ne söyleyeceğimi anlamışsındır sanırım, ama benden duymak istersin yine de, Allahım bu kadar zor olacağını düşünmemiştim.."
Kız zorla gülümsemeye çalıştı, Min Hyung hala saate bakıyordu:
"Seni dinliyorum Ha Neul, dersim var dedim ya.. zamanın kısıtlı.."
Bu çocuk hep böyleydi, ders deyince akan sular duruyordu onun için.
"Seni seviyorum" dedi Ha Neul bir çırpıda. "Hem de yıllardır.. Kimsenin sevemeyeceği kadar çok seviyorum hem de.."
Gözü saatte bekleyen Min Hyung donakaldı birden, onun yerinde başka biri olsaydı bu sözleri çok önceden tahmin ederdi, o da etmişti belki, ama kızın bunları böylesine açıkça yüzüne söyleyebileceği ihtimalini aklına getirmediği için kalakalmıştı o anda. Ha Neul için zaman durdu, sesler sustu, herkes dondu.. bir tek Min Hyung yaşıyordu sanki.. Çocuğun gözlerinin taa içine baktı, tek beklediği şey o kelimeydi: "Ben de.."
"Benn.." dedi Min Hyung, "Çok şaşırdım, yani hiç beklemiyordum.."
Ha Neul çantasını açmaya çalıştı, günlüğünde yazanları okuyunca Min Hyung'un tüm şaşkınlığı da, aklındaki soru işaretleri de yok olacaktı zaten..
"Ama olmaz" dedi Min Hyung. Ha Neul eli çantasında kaldı öylece.
Çocuğa döndü:
"Hımm?"
"Yani.. Ben.. Sen benim için öyle biri değilsin Ha Neul. Hiç düşünmedim ikimizi o şekilde."
Şaşkınlığı atlatan kızın gözleri dolmaya başlıyordu, titreyen sesiyle:
"Başkasını mı seviyorsun?" dedi.
"Hayır" dedi çocuk. "Kesinlikle öyle bir şey yok.. Ben.. Çok çok özür dilerim.. Beni hiç üzmek istemiyorum ama.."
Artık gözyaşlarını tutamayan Ha Neul bağırmaya başladı:
"Üzüyorsun ama!!!"
Min Hyung sustu, söyleyecek sözü yoktu artık.. Kız, sakinleşmeye çalıştı:
"Biraz düşünsen, belki düşününce kararın değişir, ben.. Çocuk değilim, bir çocuğun öğretmenine aşkı değil benim yaşadığım, ben seni o masada pasta yerken gördüğüm günden beri seviyorum.."
Min Hyung acı çekiyordu o anda, yüzünün aldığı şekilden tüm hissettikleri belli oluyordu. Ne derse desin bu kız çok üzülecekti belliydi, o yüzden kesin konuşmaya karar verdi:
"Ben seni sevmiyorum Ha Neul, özür dilerim ama ikimizi asla bir arada düşünmedim, lütfen affet beni.."
Ha Neul hıçkırarak hatta haykırarak ağlamaya başladı, gözyaşlarına engel olamıyordu. Hiçbir şey söylemeden koşarak okulun kapısından çıktı, önüne bakmadan koşuyordu. Paniğe kapılan Min Hyung kızın peşinden koşmaya başladı.
Arkasını dönen Ha Neul:
"Orda kal!" diye bağırdı. "Sakın gelme peşimden, sakın!"
Min Hyung olduğu yerde kaldı, kızsa dönüp deli gibi koşmaya devam etti, böyle koşarsa ya düşüp yaralanacaktı ya da bir arabanın önüne atlayacaktı, aslında kızın da istediği buydu tam olarak.. deli gibi koşarken gözyaşları içinde kendi kendine söyleniyordu:
"Yaşamak istemiyorum artık, özür dilerim baba, özür dilerim.."
-1. Bölüm sonu-
Notlar:
1) Haneul Korece gökyüzü anlamına gelmektedir.
2) Byeol Korece yıldız anlamına gelmektedir.
Söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum Masalcığım. Olmuş bu, tek kelimeyle olmuş! Harika olmuş hem de!
YanıtlaSilSüper bir ilk bölüm yazmışsın: Hem karakterlerin hepsini biraz biraz tanıdık, hem de birbirinden ilginç hikâye örgülerinin ipuçları serildi önümüze: Jun Suh başlar başlamaz derhal favori karakterim oldu bile: Fedakâr, çalışkan, içi kan ağlasa da hep gülen bir çocuk. Hem de şirin yaratık Hong Ki can veriyor kendisine; bu çocuk sevilmez de ne yapılır? :D Geçmişinde bir grupta çalıyor olması ve kurduğu hayaller ileride fırsat bulursa harika bir "bir yıldız doğuyor" hikâyesi izleyeceğimizi fısıldar gibi :) Ayrıca "Robin" takma adı da sanırım geçmişinde bazı karanlık yanlar olduğunu işaret ediyor. Zaten blogunun tagline'ı da gözümden kaçmadı: "son çaldığın şey kalbim olsun olur mu?" Bakalım bizim şirin hırsız kimin kalbini çalacak? Yoksa iki kız kardeşin birden mi? :P ;)
Byeol akıllı, ayakları yere sağlam basan bir kız. Onu da hemen sevdim. Babasıyla olan sahneleri çok acıklıydı; ama Byeol güçlü bir kız; bu işin peşini böylece bırakmaz bence. Hatta belki kardeşi ile, ona kardeşi olduğunu belli etmeden yakınlaşacaktır diye düşünüyorum. Acaba tutturdum mu? ;)
Yong Hwa cool asistan rolüne çok yakışmış. Ha Neul'ü çok iyi anladım, hi hi :D :D İçimden bir ses Yong Hwa'yla Byeol'ün yolları kesişecek diyor. Ama esas oğlanımız Jun Suh tabii, Yong Hwa'yı sevsem de bu aşk üçgeninde (dörtgeninde?) ben Hong Ki'yi tutarım :D
Seçtiğin parçalar da birbirinden güzeldi; bu sayede bol bol FT Island, hatta belki CNBlue dinleyeceğiz sanırım :D Hikâyenin devamını merakla bekleyeceğim canım. Tekrardan ellerine sağlık ^^
Hemen okuyup bitirdim ilk bölümü :)
YanıtlaSilBundan sonra ben de sana "kısa" olmuş bu bölüm diyebileceğim haha :D
Güzel ve hareketli bir giriş olmuştu, sana yakışır bir şekilde de FT Island ve şarkıları vardı :)
Byeol'un kafede babasıyla açıklamaya çalışırken olayın biraz önceki tehdide bağlanma durumuna bayıldım. Taş ve gedik ikilisi geldi hemen aklıma, şık :)
Onun dışında Yoo In Na burada da üzülüyor, yazık yahu şu kıza, mutlu olsun :D
Hong Gi aka Robin Hood'u da sevdim, Stars grubu yeniden bir araya gelecek mi he? :)
Yong Hwa yine böyle sakin bir rollerde, alıştım artık çocuğa :D
Önceden yazıldığı için bölümler çabuk gelecektir, bu daha da güzel bir durum.
Ellerine sağlım "fotoğraf partnerim" :D Gerçekten keyif alarak okudum^^
SELAM! Hikayenizi yeni bitirdim. Çok beğendim. Eee nasıl beğenmem ki? Çok sevdiğim iki muhteşem oyuncu varken. Hikayeyi okurken ' ya of ne zaman çıkacak bu Jung ? ' diye söyleniyordum kendi kendime. En son o çıktı piyasaya. Eee ne de olsa assolistler en son çıkar meydana. :) Vay be hem zeki hem asistan, hem yakışıklı... 10 parmağında 10 marifet. Tae Woo'ya gıcık olmuş vaziyetteyim. İnsan yaptığı işlerin sonucuna katlanmalı. Yok öyle sıvışmak! ( ne sinirlenmişim be ) :) Jun Suh'u zaten severim. Ne yaptığı çok önemli değil. --dermişim---:) Hikaye güzeldi yalnız şöyle birşey var; acaba biraz daha mı betimleme yapsanız. Sanki daha güzel olacak gibi. Yani kafenin içini, gittikleri okulu, Jun'un evini falan ayrıntılı özellikleriyle anlatsanız. Tabi bu benim nacizane önerim. Belki bunlar diğer bölümlerde vardır, bilemiyorum. Model grubunu çok sevmem ama sadece Değmesin Ellerimiz adlı şarkısını dinlerim. Pembe Mezarlık şarkısının ise birkaç yeri hariç sevdim. Müziğini de beğendim. Diğer şarkıları ise zaten biliyordum. Misa ve Misan hariç. 2. bölüm ne zaman gelir acaba? Bana öyle geliyor ki bu deli kız Ha Neul intihar falan etmeye kalkar, Byeol da onu kurtarır. Sonra Kang, Byeol'a aşık olur. Ya da buna benzer birşey olur. Ama olmayabilirde. Olur mu olmaz mı? :) Ya da olsa mı olmasa mı? Bak görüyo musunuz kendimle çeliştim yine. :) Neyse .... Şimdilik; Hadi EYVALLAH!!!
YanıtlaSilgüzel bir hikaye daha okuyacağız artık :) ellerine sağlık canım çok hoş olmuş hikayen :)
YanıtlaSilben de bir kronik işsiz olduğum için o lafı görünce çok güldüm :) (güleriz ağlanacak halimize diyip duruyorum kaç gündür bu konuda :) )
Tae Woo denecek adama City Hunter'da acayip gıcık olmuştum, sanırım burada da sevemeyeceğimiz bir tip, yanılıyor muyum??
müziklerini çok beğendim, araya eklediğin videoyu tekrar tekrar izledim (Hong Ki izletiyo kendini), ahh bir de senin hikayen tamamlanmış olduğu için yeni bölüm için çok fazla beklemeyeceğiz değil mi?? öyle olsun yaa :)
bu arada böyle hocaya can kurban demek istiyorum, ben üniversitedeyken böyle hocam olsaydı dibinden ayrılmazdım :) (içimdeki oppacı ergen konuştu, siz onu pek takmayın :P )
yeni bölümü merakla bekliyorum çingu, tekrar ellerine klavyene sağlık :)
ne güzel bir yorum bu böylee.. teşekkürler hikarucum, yazılmış bir hikayeyi değiştirmek biraz tuhaf olsa da bloğa yazmak ayrı güzelmiş.. bana cesaret verdiğin için teşekkürler tekrar :)
YanıtlaSililk bölümde karakterleri tanıtmak amacındaydım aslında. olaylar sonraki bölümde başlayacak.. yorumundan anladığım kadarıyla doğru şekilde tanıtabilmişim sanırım, birkaçı hariç tabi :) Robin hayalleri olsa da onlardan fedakarlık etmek zorunda olan bir çocuk evet ama Byeol bizi şaşırtacak diyorum :)
aslında yong hwa'yı asla second lead yapmak istemezdim ama seviyorum keratayı ya dayanamadım yine. aklımda bir lee min ho vardı ama ona hiç kıyamadım işin aslı :)
tahminlerin şahane yalnız.. drama queen seçiyorum seni ya, ilk bölümden böyle detaylı yorum şahane :)
yeni bölümü yakın zamanda atacağım.. görüşmek üzere^^
aslında haklısın hayalcim, zaten benim bilgisayarımdaki hikayemde geniş tasvirler bulunmakta.. mesela jun suh'nun evini, ya da karakterlerden birinin geçmişini falan sayfalarca anlatmışlığım oldu ama ilk bölümden okurları sıkmamak için diyalog ağırlıklı yazdım. diğer bölümlerde tasvire ağırlık verebilirim..
YanıtlaSiltahminlerin de çoğunlukla tutuyor aslında, birkaçı hariç.. Byeol farklı bir kız, bizi şaşırtacak.. Kang da henüz okulundan başka bir şey düşünmeyen bir insan evladı olsa da ileride duygular değişebilir tabiki :)
yeni bölüm yakın zamanda gelecek canım, editliyorum yavaş yavaş.. güzel yorumun için teşekkürler, görüşmek üzere^^
dün okudum ama hemen yorum yazamadım, haliyle ilk mesajı atma şansını kaçırdım :D :D
YanıtlaSilbaştan şunu söyleyeyim benim esas jönüm burda kesinlikle Yong Hwa :D :D Byeol ile çok güzel bir çift olacaklar sankim :D yani nütfen olsunlar :P :D
Jun suh'un ailesine de bayıldım, bir dizide babaanne var ise o dizi komedidir kesin :D jun suh'un patronundan maaşını alamaması sonrası yaptığa yoruma da hayran kaldım "sanki borç istiyoruz, hakkımızı istiyoruz!" çok gerçekçi bir sahne olmuş, o sahneyi bizzat yaşadım sanki :)
Byeol esas kızımız olduğuna göre Jun Suh ile de aralarında kesin bir şey geçecek sanki ama Yong Hwa'ya n'olcek o zaman bilmiyorum?
yaş olarak da byeol daha büyük haneuldan ama haneuldan sonra üniversiteye başladı sanırım imkansızlıktan. yong hwa senseinnimle de orda taşınırlar artık :D haneul hiç bekleme yapmasın valla, ben hocamızı çoktan byeole verdim gitti :) :D yazarımızı etkilemek gb olmasın tabi, zaten çoktan sonunu belirlemişsindir, bakalım bizim tahminlerden hangisi doğru çıkacak :)
:D bu arada Haneul de çok güzel kız, ben de bayılıyorum o kıza, babaları kötü çıktı ama adamın genleri taş gb çıktı maşallah, iki kızı da dünya güzeli baksana :D şirinlikte haneul ve jun suh'u biribirine çok yakıştırdım bakalım hikayenin sonunda kim kimin kalbini çalacak :D
ilk defa bir öyküyü en başından yakaladım :) 2. bölümü merakla bekliyorum :)
byeol yatay geçiş yapmış şimdi okudum konuyu :D
YanıtlaSilgüya sırf tahminlerimi söyleyecektim ama tekrar yazmış gb oldum galiba hehhee :D seve seve co-plotun olurum :D
YanıtlaSilhong gi'yi senden iyi mi bileceğiz canım, sen ne dersen o olur :) dizi bittiğinde de hong gi'nin içindeki jön cevherini bulan yazar olarak bayaa sükse yapacaksın sanırım :D
shin min ah şeytana mı uyacak yoksaaa vay başımıza gelenler :D :D çok heyecanlı olacak desene :D
bana ceren deme utanıyorum çingu :D hahahha :D :D ben sadece karakteriyle ve rol arkadaşıyla bütünleşmiş tamamen profesyonel bir oyuncu olmaya çalışıyorum o kadar, yoksa ne haddime jisub filan :D :D :D
desteğiniz için teşekkürler efem :D
ayy hikayeyi bi çırpıda bitirdim.. resmen parçalara bölündüm herbir parçam darmadağın oldu bee.. tasvirler çok güzeldi resmen yaşadım yani. sen yazmışsın ama ben izledim :) gerçekten çok beğendim. hikaye yazmayı bırakarak bundan sonra sadece yazılan hikayeleri okumaya karar verdim :) yeni bölümünü mevcut olan tüm gözlerimle bekliyorum :)
YanıtlaSildeli kızdan kuççuk bi not: olmadı ki şöyle bi hocamız ahh uleyn ahh.. gerçi bu biraz buzumsu bi herif ama severim keratayı :D
klavyenin üzerinde gezen barnaklarına, barnaklarına kuvvet veren ellerine ,ekrandan ayrılmayan gözlerine, bunları düşünen beynine ve kalbine sağlık...
deli kız-arya
Hikaye çok güzel 2 bölümü merakla bekliyorum oyuncular süper honggi hayranıym ama ona ağır başlı rolleri pek yakıştramıyorum. shin min ah'ı çok seviyorum ama üniversite öğrencisi icin biraz büyük değilmi yong hwa ve hong gi yannda küçük kalmşlar . Yong hwa rolune çok yakışmış çok şeker:) . Bu arada şarkılarıda güzel seçmişsin eminim bol bol f.t ısland dinlicez. Hikayenin devamı merakla bekliyorum
YanıtlaSilhaklısın canım, hong gi'yi hep sevimli zıpır çocuk olarak hayal ediyoruz, öyle bir imaj verdi bize kendisi dizilerde, hoş gerçekte de aynen öyle biri ya :) aslında jun suh da çocuk ruhlu, pıtır bir şey ama hikayemde evin abisi rolünü verdim ona artık istese de çocuk kalamayacak maalesef..
YanıtlaSilhikayemi ilk yazdığımda oyunculardan bazıları farklıydı ama daha sonra birçok hikayede seçtiğim oyunculuların bulunduğunu görünce kız oyuncumu shin min ah yaptım. erkeklerden biraz büyük ama Korelilerin minyonluklarına güveniyorum, yaşını belli etmeyecek kızımız inşallah :) shin min ah'ı hep masum iyi kız rollerinde gördüğüm için onun masum yüzünün bu role uygun olacağını düşündüm.. o masum yüzü işine yarayacak çünkü..
güzel yorumun için teşekkürler, görüşmek üzere^^
çok geç kaldım miane :)
YanıtlaSilnerden başlamalı ki .öncelikle hong çok seviyorum süper olmuş shin min ah da öyle . ft şarkılarına bayıldım .
o duygusal kafe sahnesi de çok güzel hele snow flower ile dram tam olmuş .kısacası bu hikaye olmuş :) hemen okunuyor çok da akıcı .ben dilini sevdim :)
haneul ile öğretmenin aşkını merak ediyorum .hoca da hocaymış ya ben bu karakteri çok seveceğim kesin .cool bir yapısı var sankim :)
en çok da kronik işsiz olayını sevdim malumunuz hala hayali olan bir iş arıyorum .
ellerine sağlık masal .bizi çok bekletmeden yeni bölüm yayınlarsın dimi ? aklım hoca da kaldı da :)
hongi var ft şarkıları var hikaye ilginç .robin hood benzetmeli daha ne olsun :)
çok güzel bir yorum olmuş bu canım, cesaret verdin bana, hemen yeni bölümü yazayım ben :)
YanıtlaSilhong gi biliyorsun ezelden beri aşkımız, dedim şu çocuk da bir başrol statüsüne yükselsin, duygusal, romantik jön oluversin yav, sempatik tatlı çocuk rolleriyle nereye kadar :) bir de Kore dizilerindeki masal hikaye sembolleri malum, Robin Hoodluk olayı Hong Gi'ye yakışacak bence :)
ha neul çok iyi bir kız, min hyung ona göre fazla mantıklı ve duygusallıktan yoksun denebilir. bence de iyi bir çift olabilirler ama..
hikayeme kronik bir işsiz koymasaydım çatlardım biliyorsun, ona da hayali olan bi iş bulacağım emin ol, bari onun doğru dürüst bi işi olsun :)
yeni bölümü yazmaya devam ediyorum yakında gelecek canım..
ellerine sağlık, hikayemi beğenmene çok sevindim, yeni bölümde görüşmek üzere^^
Şimdi başladım, yeni bitirdim. Süper bir bölüm, hikaye muhteşem!
YanıtlaSilEmeğinize sağlık. ^^
Yorumlarımı diğer bölümlerde yapmak istiyorum çünkü şu an çok güzelden başka hiçbir yorumda bulunamıyorum, bayıldım, merakla okuyacağım. ^^